Genel olarak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunu mevcut yapılarını değiştirerek ekonomik kalkınmalarını yeterli olabilecek büyüme rakamı ile sağ          mak olmaktadır.Bu bağlamda,ekonomik kalkınma,sürekli bir yapısal değişimi de ifade eder.Bu tür ülkelerde üretim artarken ve ekonomi potansiyel büyürken,talepte artış ve talep yapısında değişmeler olmaktadır.Ancak,bu süreç içinde oluşan darboğazlar, talebin arttığı kesimlerde,arzın talebi karşılayabilecek ölçüde artmasına olanak vermemektedir. Talep miktar ve yapısındaki değişmeler, hızla büyüyen nüfustan, kalkınma gerçekleştikçe hızlanan kentleşme sürecinden, artan gelirlere bağlı olarakartan kişi başına tüketim ve zevklerdeki değişmelerden kaynaklanmaktadır.Talepteki artışları karşılayacak bir arz artışının gerçekleşmemesinin nedeni ise,üretim faktörlerinin göreceli sabitliği,nitelikli işgücü yetersizliği,az gelişmiş bir alt yapı, yeterli ölçüde yaygın olmayan teknik bilgi, geleneğe bağlı ekonomik düşünce ve tutumlar ile ithalat kapasitesinin sınırlılığı olmak tadır.

     *        *         *

Günümüz kalkınmış ekonomilerin geçmişte uzun bir zaman süresi içinde yavaş yavaş gerçekleştirdikleri kalkınmayı kısa bir sürece sığdırmaya çalışan gelişmekte olan ya da az gelişmiş ekonomilerde, değişen talep yapısına arzın hızla uyum sağlayamaması sonucu maalesef enflasyonist yapılar oluşmaktadır. Bu ülkelerde başlıca neden yapısal olmakla birlikte, başka etkenler de enflasyonist süreci besleyip, bu sürecin sürüp gitmesine neden olmaktadır. Bunlar, dış etkenler, birikimli etkenler ve arttırıcı etkenler olarak da nitelenebilir. Kısaca ifade etmek gerekirse; İthal mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlar,önlenmesi olanağı bulunmayan dolayısıyla kaçınılmaz bir biçimde yurt içi fiyatları etkileyen dışsal etkenlerdir. Benzer nitelikte etkenler olarak, doğal afetler veya savaş gibi nedenlerle yapılan kamu harcamaları gösterilebilir.Bu arada beklentiler, fiyat artışlarının kendisinin uyardığı fiyat artırıcı baskılardır.Göreli fiyat sisteminin bozulması ve özellikle gelecekle ilgili fiyat artış beklentilerinin de toplumda yapışkan bir şekilde yerleşmiş olmasıdır.

      *        *         *

Artırıcı ve sürdürücü etkenler, çeşitli ekonomik kesimlerin ve grupların göreceli reel gelirlerini veya harcamalarını fiyat artışları karşısında sürekli olarak yeniden ayarlamaları olarak tanımlanabilir. Örneğin, ücretliler grubunun ücretlerini yeniden ayarlamaları, özel girişimcilerin fiyatları yükseltmeleri, kamu kesiminin nominal harcamalarını artırmaları bu tür etkenlere örnek teşkil edebilir.Tüm açıklanan durumlar karşısın da özellikle gelişmekte olan ülkelerin öteden beri en fazla üs tünde durdukları konu da popilizmle eşleşme pozisyonunu ko ruyan hedef yüksek büyüme rakamları olurken;maalesef buna çift rakama kadar dayanan yüksek enflasyonun eşlik ettiği de bir vakıadır.Bu nedenledir ki yüksek büyüme rakamına ulaşıl dığı halde bunun milli gelire katkısının en asgari düzeyde ol ması ya da milli geliri hiç etkilememesi ise her zaman rastla    nan bir olay haline gelmiştir.

                                   *        *         *

Sonuç olarak,Türkiye ekonomisinde büyüme ve enflasyon oranı ilişkilerinde kısa dönemde cari enflasyonun büyüme üzerine etkilerinin negatif olduğu ve bir dönemli gecikmesinin ise pozitif olduğu;net etkinin ise birbirini götürerek yansızlığa sebebiyet verdiği gözlenmiştir.Bu durumun uzun dönemli modelde de benzerlik gösterdiği özellikle dikkat çekmektedir.Dolayısıyla Türkiye ekonomisinde uzun yıllar süregelen yüksek enflasyon olgusunun ekonomik büyümede belirsizlik ortamına yol açarak olumsuz etkilerinin olduğu da ifade edilebilir.Bu nedenledir ki,ekonominin gelişme potansiyelinin artırılması,ekonomik birimlerin kısa dönem politikaları yanı sıra sağlıklı orta ve uzun dönem stratejileri geliştirmelerine bağlıdır.Bu çerçeve de, başta yüksek ve istikrarsız enflasyonun neden olduğu belirsizliklerin ortadan kaldırılması,etkin işleyen bir kamu yönetiminin tesisi ve diğer makro ekonomik dengesizliklerin giderilmesi gerekmektedir.Özetle nitelikli işgücü yaratılması, iç sermayenin yetersiz kaldığı durumda yabancı sermayenin Ülkeye çekilmesinde güven arttırıcı önlemlerin öne çıkarılarak bol miktarda sermaye girişine imkan hazırlanması yanında;ihracata dayalı yüksek katma değerli AR-GE ve buna dayalı ileri teknoloji alanında yoğunlaşma sağlanması da büyük önem taşımakla birlikte; temel makroekonomik sorunların yıllar boyu devam etmesinin neden olduğu sosyal sorunlar, gelişmiş ülkeler ile Türkiye arasındaki refah farkının kapanmasında engel teşkil etmektedir. Etkin işleyen bir kamu kesimi, makul enflasyon oranı ile makul nüfus artışı ve yüksek sermaye birikimi sayesinde istihdam edilebilen işgücü ile özel kesimde oluşan olumsuz beklentileri ve belirsizlikleri gidererekde,toplumun üretim dinamikleri pekala ortaya çıkarabilir.