Petrol zengini olan birçok ülkenin neden kendini korumaktan aciz durumda olmadığını merak eden var mı?

Dünyanın gözü kulağı şu an İran’dan gelen sıcak haberlerde. Yazıma başlamadan önce bir konuyu netleştirmeliyim: Savaşın, zulmün ve silahlanmanın her türlüsüne karşıyım. Ancak bir süredir zihnimi kurcalayan ve güncel olaylarla perçinlenen bir meseleyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

ZENGİN KAYNAKLAR, ZAYIF SAVUNMA

Yakın zamanda tanıklık ettiğimiz Venezuela örneği ve bugün saldırı altında olan İran, dünyanın en önemli petrol devleri arasında yer alıyor. Bu ülkelerin kasalarına uzun yıllardır enerji kaynaklarından muazzam gelirler giriyor. Anlam veremediğim nokta ise şu: Bu devasa gelirlere rağmen, ne kendilerini savunacak teknolojik atılımı yapabildiler ne de halkın refahını artıracak bir ilerleme kaydedebildiler.

Venezuela’da asgari ücretin 1 dolar seviyesine gerilemesi ve halkın sıkıntısı ortada. İran’da ise geçtiğimiz haftalarda patlak veren eylemlerin temelinde ekonomik darboğaz yatıyor. Üstelik bu iki ülkenin kaynaklarından sonuna kadar faydalanan, zor günlerde "destek" vermesi beklenen Rusya ve Çin gibi güçler, tüm dünyanın şahit olduğu üzere köşelerinde sessiz kalmayı tercih etti.

AVRUPA'NIN "GÜVENLİK" İLLÜZYONU

Ortadoğu’daki petrol zengini ülkelerin, can alıcı stratejik noktalarını bile korumaktan aciz oluşunu hayretle izliyoruz. Benzer bir durum Avrupa için de geçerli. Sömürgecilikle bugünlere gelen birçok Avrupa ülkesi, ABD’nin NATO desteğini çekme ihtimali karşısında büyük bir paniğe kapıldı. Birçoğunun, basit polis güçleri dışında kendilerini savunabilecek bir savaş uçağı bile olmadığı gerçeğiyle yüzleştik.

TÜRKİYE: CAYDIRICI GÜÇ VE YERLİ ATILIM

Özellikle son 15-20 yılda Türkiye’nin savunma sanayiinde gerçekleştirdiği büyük atılımların ne kadar yerinde olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz. 783.562 km²'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük 36. ülkesi olan Türkiye’nin, kendisini iç ve dış tehditlere karşı koruma refleksi sadece bir ihtiyaç değil, zorunluluktur.

Sürekli engellenmeye çalışılan savunma sanayiimiz, bugün dost ülkelere güven veren bir noktaya ulaştı. Birçok devlet, başka ülkelerin engellemelerine rağmen artık bizden İHA, SİHA ve mühimmat tedarik etmek için sıraya giriyor.

KENDİ GÜCÜNE GÜVENMEK

Şimdi durup düşünelim: Eğer bu ileri görüşlü yatırımlar zamanında başlatılmasaydı, bugün hangi kaos ortamıyla mücadele ediyor olurduk? Bu hamleler sayesinde Türkiye hem dünyanın saygı duyduğu hem de dostlarının sığındığı bir liman haline geldi.

"Su uyur, düşman uyumaz" atasözünü kulağımıza küpe yaparak ilerlemek zorundayız. İstediğiniz kadar petrolünüz, altınınız veya doğal zenginliğiniz olsun; eğer kendinizi geliştirmiyor ve rehavete kapılıyorsanız, başka ülkelerin insafına kalırsınız.

İnanıyorum ki bu millet, sadece savunma sanayiinde değil, her alanda hız kesmeden ilerlemeye devam edecektir. Son olaylar bize bu gerçekliği bir tokat gibi hatırlatmıştır. Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’nin sonunda vurguladığı gibi:

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Zihnimi kurcalayan bu soruları, ülkemizin konumuyla bağdaştırarak sizlerle paylaşmak istedim. Sürçü lisan ettiysem affola.