“Kömür kömür kömür” diye neredeyse iki asra yakın bir zamandır kaderimizi iskele babalarına bağlar gibi bu sektöre bağladığımız için sonunda babalara gelmeye başladık.

Beceriksiz iktidar satacak elde avuçta bir şey kalmayınca gözü bizim maden sektörüne dikmeye başladı gibi. Parasızlıktan emeklisine aylık artışı sağlayamayan Akepe iktidarı yarım asırdan fazla bir süreden beri sübvanse edilen havzaya bu sübvansiyonu kesme sinyallerini çaktı.

İlk olarak üretime mola verdirdi, neymiş efendim, iş güvenliği önlemleriymiş… Efsane Genel Müdürler Zekai Akcan, Rıfat Dağdelen, Burhan İnan sayfa sayfa açıklamalar yapıyorlar, ekranlara çıkıp birilerine anlatır gibi anlatıyorlar, “üretim durdurulup bu işler yapılmaz” diyorlar ama takan kim? Akepe’de amaç başka, aba altından sopa!..

Üretime ara verilen ocaklarda yarın bir gün göçükler, degajlar, grizular oluşursa sorumlusu kim olacak?

Ama dedik ya, amaç başka!

Amaç TTK’yı külfet olmaktan çıkarma, kendilerine göre de mantıklı olan bu, adam hayvancılığı öldürdü eti Güney Afrika’dan getirtiyor, tarımı öldürdü, bakliyatı Meksikalardan Kanadalardan getirtiyor, kömürcülük zaten ölü, neden bu iş Sibiryalardan Güney Afrikalardan aynı şekilde getirilerek sürmesin ki? Hem de arkadaşlar(!) kazanmış olur di mi?

TTK’nın araç parkı, gayrimenkulleri, taşınır taşınmaz neyi varsa, limandaki römorkörler dahil ödemeler de ek gelir. Madenciler evde otursun, zamanla emekli ola ola tükenip tasfiyeleri de gerçekleşir. İngiltere’de Demir Lady öyle yapmamış mıydı?

Durumlar bu merkezde şimdilik,

Yıllarca uyutulup sadece ve sadece kömüre bel bağlanılmasının sonucu işte bu. Bizim insanımızın da suçu var bu işlerde, “İşçi alın, bizi işe alın” diye tutturmanın arkasında yatan amaç TTK’ya işbaşı yapıp orada yan gelip yatmak değil mi? Özel sektör de maden işçisi arıyor ama başvuran yok, neden? Anlayın işte…

Evet;

Zurnanın “zırt” dediği yerdeyiz,

Bu işte “peşrev” olmuyor,

Çıkan bahtına!..

Zonguldak Profili

20 yılı aşkın bir süredir çöküşün tam göbeğinde bulunan Zonguldak’ın haliyle profili de değişti… Metrekareye düşen boş gezen sayısı patlama yapınca maganda oranı da paralel olarak fırlama yapıyor.

Şimdi sokaklarda maden işçileri gezmiyor, dayılar geziyor; gününü hükümet binası altındaki beleş belediye tuvaletine yakın parkta oturmakla geçiren ve ellerinde evlerinden getirdikleri suları yudumlayan dayılar…

Yine sokaklarımızda öyle eskisi gibi şık ve modern giyimli hanımlar yok, hurca benzeyen fermuarlı bir şeyler giyen ve ucuz spor ayakkabılarıyla gezen bacılar var…

Ana caddede manga manga kümelenmiş ve gelen geçen kadına kıza aldırmadan ana avrat küfürlü konuşan eşek traşlı, olağandan fazla esmer yeni yetmeler…

İstediği malı istediği fiyata satmayı denetimsizlikten alışkanlık haline getirmiş bulunan vurguncu esnaf…

Restoranların yerini alan dürümcüler, çiğ köfteciler, ekmek içi satanlar, vs. vs. vs.

Zırt pırt açılan ve kalite baz alındığında yüzde 300 yüzde 500 pahalı satış yapan sözde yöreselciler; 1000 lira fiyat çekilen balı ben üç harflilerden 290 liraya aldım, aynı kavanoz aynı marka…

Bol bol konuşan ve “bilimsel olsun” diye düşündükleri için sözlerinin arasına zırt pırt “makro ekonomik boyut” filan gibi anlamadıkları terimler sıkıştıran kültürsüz ve rugan ayakkabılı yandaşlar…

Liyakat yerine “yandaşlık” arandığı için makamlara yerleştirilen ince bıyıklılar ve bunların seviye düşürdükleri kurumları…

Evine yiyecek ekmeği zor aldığı halde şükür çekip iktidarı şak şak yaparak öven cemaatçiler, kafası takkeliler, tesbihliler…

Halkı uyutabilmek için “şehir hastanesi” gibi olmayacak vaatlerle gündem oluşturmaya çalışan vekiller ile bunlara inanan bizim saftorikler…

İkide bir “Gazze Gazze” diye bir taraflarını yırtan ve öz be öz Türk olmakla övünen bizim fakir fukarayı aklına bile getirmeyen arapseviciler…

Saymakla bitmiyor, çok çeşitli bu yaşayan varlıklar, beyinleri sadece nefes alıp vermelerini sağlıyor, bir de üremelerini…

İşte tüm bunlar ve benzeri gelişmeler Zonguldak’ın gelişmesini önlüyor, geçmişin görkemli anıları ve yaşam görüntüleri bizleri yaralıyor. 3 ayrı kortta tenis oynayan Zonguldak’tan tek caddede bağırıp çağıran magandalarla dolu Zonguldak görüntülerine direkt geçiş yapıyoruz. Bunları önlemekle görevli olanlar ise ana caddede ara sokakları demir kapılarla kapatarak, liman gezi yolunda darabalar çekerek sorunlara çözüm arayışı içerisindeler.

Öte yandan ulusal kanallarda “kuruluş kurtuluş vb.” başlıkları altında topluma kakalanan uyduruk Osmanlı masalları; çocuk kanallarında fesli sarıklı diziler, müzik kanallarında “hu” çekmeler, reklamlarda bile cumhuriyet öncesi görüntüler, belgesel yayınlarda İslam eserleri ve camiler… Sonra da diyorlar ki “vatandaş neden ateist veya deist?”. Bilmiyorlar ki insanoğlunun genlerinde baskıya karşı çıkan unsurlar var, boğarsanız onları böyle olur!..

Görüyorsunuz işte;

Nerelerden nerelere gelmişiz ve nerelere gidiyoruz…

Kendi kendimize yazık ediyoruz!..