İçinde yaşadığımız ve içinde ölmeye mahkum olduğumuz bu kent son 30-40 yılın ülkedeki en geride kalan kentlerinden biri.

Ne yatırım var, ne yatırım projesi…

İktidar vekilleri çok zayıf, Zonguldak’a katkıda bulunacak hiç bir şey üretmiyorlar, sadece laf laf laf… Ne söyledilerse “laf olsun torba dolsun…”

Şehir hastanesiymiş; palavra,

Çevre yoluymuş; palavra,

İşçi alınacakmış; palavra,

Turizmmiş, mağaralarmış, dağlarmış, sahillermiş,

Palavra!..

Belediye başkanı kıyılara makyaj yapıp yeni tesisler ve sosyal alanlar kurmasa, ne turlayacak sahilimiz var, ne de denize girebilecek adam gibi bir plajımız…

Yalan mı?

Şu kıyı sahil yatırımlarını tamamlasa da dağlara ve mağaralara da bir el atsa keşke…

Yanı kıytırık bir kent haline dönüşmüşüz, dönüştürülmüşüz…

İşte okullar da açıldı,

Öğrenciden sabun, öğrenciden kırtasiye, öğrenciden şu bu…

Peki öğrenciye bir bardak su mu?

Nerdeeeeee?

Bir lokma ekmek bile vermiyorlar, veremiyorlar…

Dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile miniklere yemek ücretsiz, bizde adını anana veya talep edene “kışkırtıcı mısın?” sorgusu…

Kıytırık eğitim işte n’olcak!..

Ara sıra tedavülde olmayan veya tedavülden kalkmaya aday ufaklık partilerin başkanları maşkanları geliyor,

“Halkın içine çıkayım” diyorlar, arkalarında adam yok;

“Balkondan konuşayım…” aşağılarda kimse yok;

“Otobüsten el sallayayım…” sokaklarda ilgi yok…

“Kim bunlar?” diye sormayın; biliyorsunuz işte; isimlerini yazıp da papaz olmayalım bunların sırf adres olsun diye oturdukları koltukların sahipleriyle…

Kıytırık politika işte!..

Evet;

Kıytırıklık adına ne varsa; tekmili birden, burada, bu sinemada…