Yaz bitti, Sonbahar geldi, okullar da açılıyor; tatilin gevşekliği ve güneşin sıcaklığına elveda… Aslında yaz Zonguldaklılar için pek yaşandı sayılamaz; zırt pırt yasaklanan denize girişler vatandaşın aklına “n’oluyoruz, neden?” sorularının takılmasını ön plana çıkardı. Hani turizme yönelecektik? Yazın nimetlerinden yararlanma böyle yasaklanırsa kim gelir de buralara turizm yatırımı yapar? Kaldı ki denizdeki çırpıntı ile fırtınayı birbirine karıştırma moda oldu gibi bir kavram gelişmiş durumda.

Ne yazık ki böyle!..

Filyos’u batırıyorsun, Bartın’ın Mugada’sını kalkındırıyorsun…

Evet;

Turizmi kendi elimizle baltalamamızın bir nedeni de işte bu yasaklar…

Yasaklar derken bu yaz başka yasaklara da tanık olduk;

Festivaller yasak,

Konserler yasak,

Neymiş efendim, kadın şarkıcının bacakları görünüyormuş, bir başkası da “örf adet ve geleneklere aykırı şarkılar” söylüyormuş… Hiçbir şey bulunamazsa belediyeye “parayı nereden buldun?” sorgusu.

Eleştirmek yasak,

Yazmak yasak,

Oradan birisi çıkar ve seni “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” deyip içeri attırırsa, ilk mahkemeye aylar sonra çıkarsın…

Kitap yazıp bastırmak bile yasaklanmış,

Daha kitap basılmadan yasağı geliyor!..

Bunlar gibi çeşit çeşit yasakları gördük, yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz.

Siz şimdi okullar açılınca milli eğitime gelmiş ve gelecek olan yasakları hazırlanın; bir de 60 yıl öncesinin önlüğünü geri getirdiler ki en geri ülkeler bile bizimle dalga geçecek. Sadece öğrencilere değil, öğretmenlere de önlük.

Maksat?

Maksadını önlük boyunun mecburi uzunluğu emredilince anlarsınız!..