Son gelişmeler itibarıyla Dünyadaki küresel tabloya bir göz attığımızda; Rusya ile 2016 yılında başlayan yakınlaşma ve Astana Süreci ile süren iş birliği; Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatına Rus desteği getirmişti. Türkiye’ye rağmen Kürt koridoru kurma peşindeki ABD’ye karşı Ruslarla iş birliği elzem hale gelmişti. Ancak, zamanla görüldü ki Ankara’nın ne kuzey bölgelerden çekilmeye ne de İdlib’i temizlemeye niyeti var. Tam aksine Ankara, ne Sünni Arap bölgeleri kurmaktan ne de Sünni cihatçı aşkından vazgeçmiyor. Üstelik toprak bütünlüğünü sağlayacak tek adres olan Esat’ı devirme planı da hiç değişmedi. Bu kırılmaları değerlendiren ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi James Jeffrey geçen Ocak ayında Ankara’yı ikna etti ve iki taraf Esat’ı devirme projesine sarıldılar. Ancak, ne var ki ABD’nin ne Kürt devleti kurma ne de Suriye’nin doğusundaki petrol bölgelerinden çıkma niyeti var. Suriye’de Türkiye’nin PKK uzantısı dediği YPG’yi diğer Kürt gruplar (ENKS) ve Irak’taki Barzani ile sarmalayıp, Ankara’ya kabul ettirmeye çalışıyorlar.

                                   *       *        *

Diğer açıdan da İdlib bölgesi her an askeri tırmanmaya ve provokasyona çok açık ve bugünlerde Türkiye ve ABD’nin bölgede ortak örtülü operasyonlara giriştiğine ilişkin bilgiler var. Ruslar, bize İdlib’teki yükümlüğümüzü tamamlamak için 6 ay süre vermişti. Bunu yapmayacağımızı gösteren eylemelere girişince, Şubat ayında Rus uçaklarının bombardımanında 36 şehit verdik. Ruslar geçen gün bir açıklama yaparak bize 2254 sayılı BM kararını yani terörle mücadeleyi daha da açıkçası İdlib’teki unsurların terörist kabul edildiğini hatırlattılar. Şu anda İdlib yükümlüğün tamamlanması için son 1 ay kaldı. Rusların bu sürenin zarfında ne yapacağı belli değil. Bu konu, Libya’daki gelişmeler ile de çok alakalı. Ankara’ya göre; Libya’da biz meşru hükümetin yani Serrac hükümetinin yanındayız. Meşru hükümet aslında 2015 yılında BM’de Rusya ve Fransa’nın onayı ile kuruldu ama İslamcılar 2016 yılındaki seçim sonuçlarını kabul etmeyince karşılarında muhalif taraf olarak Libya Temsilciler Meclisi denilen Parlamento ortaya çıktı. Yani kadük olmuş taraf kendini “meşru hükümet” diye tanıtıyor.

                                     *       *        *

Hal böyle iken,Temsilciler Meclisi’nin başkanı Akile Salihi ve silahlı gücünün başında ise Hafter var. Salihi’yi destekleyenler Rusya, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, BAE diğerleri. Serac’ı destekleyenler ise Türkiye ve Katar. Rusya ve Fransa, Hafter’i desteklemeyi bırakıp yeni bir oluşum peşine düşünce, Serac güçleri de hatırı sayılır toprak kazandılar. Gelinen aşamada sahadaki çatışmalar, Libya petrolünün merkezi olan Sitre ve Cufra’nın ele geçirilmesine dayanmış durumda. İşin enteresan yönü Serac ve Türkiye tarafı buna hazırlanırken, karşı taraftakilerin de vermeye niyeti yok. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu,eğer Sirte ve Cufra verilirse ateşkes yapılabileceğini açıkladı. Bu arada yakın zaman önce Libya’ya giden Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da, El Vataniyye Üssü’nden güçlü mesajlar verdi ama o gece o üs kimliği belirsiz hava kuvvetleri tarafından imha edildi. Uçakların BAE’ye ait olduğu söylense de Rusların haberi olmadan kesinlikle böyle bir saldırı yapılamaz. Eğer Serac’ın Sitre ve Cufra’ya yönelik harekâtı başarısız olursa, Libya’da her şeyi kaybedebiliriz. Yani her halükârda bir kısım olası riskleri önceden önlem alarak kaybetme riskini derhal ortadan kaldırmamız gerekiyor.

                                   *       *        *

Sonuç olarak, Suriye ve Libya yanında işe Kıbrıs’ı da dahil ettiğimizde; Akıncı, ABD’nin 2019 yılında açıkladığı Doğu Akdeniz stratejisine uygun davranıyor. Bu stratejiye göre, Doğu Akdeniz’den Rusların çıkarılması için Güney Kıbrıs’ı üs yapmasının önünü geçmek, Rumların liderliğinde bir tek bir Kıbrıs’ı hem AB’ye hem de NATO’ya alırken, garantörlüğü NATO’ya bırakmak. Böylece Türkiye’nin tek taraflı müdahalesine mani olmak hesabı yapılıyor. Diğer yandan, Kıbrıs’ın tamamına sahip olacak Rumlar, adanın etrafında ilan edecekleri deniz yetki alanlarını İskenderun’ dan en zengin enerji kaynaklarının olduğu Fethiye’ye kadar uzatarak, Türkiye’yi hem güneyden kuşatmak, hem de tüm doğal kaynakların üzerine oturup çökmek gibi bir şansa sahip olacaklar. İlginç olan Akıncı’nın bu istikamette gittiği yol çok açık olduğu halde, Asıl sorun Türkiye’nin KKTC seçimlerinde ortak ve milli bir aday için ikna edici hiçbir girişimde bulunmaması. Bu durum, söz konusu ABD planına Türkiye’nin zımni desteği ya da bazı gizli örtülü görüşme ya da anlaşmaların olduğu şeklinde yorumlanıyor. Bu kısım şu anda belirsiz gibi görünse de sadece ihtimal şeklinde ileri sürülüyor. Türkiye’yi bu yönden irdelendiğinde önemli dönemeçler bekliyor. Bunlardan ilki Suriye ve Libya’da açıkladığımız gelişmelerden ötürü Rusya ile yaşanabilecek, siyasi ve askeri sonuçları olabilecek tehlikeler. Rusya, istemediği şeyler oldukça askeri olarak bazı hesaplanmış operasyonlar ile tepkisini verdi ama bu böyle ne kadar devam edecek? Öte yandan, şu anda ABD ile ilişkilerimiz çok tehlikeli virajlarda. Göreceli riskler de arka arkaya sıları.ABD’yi asıl yönetenler yani istihbarat ve savunma mekanizmasını kontrol eden Şahinler, Trump’a rağmen Kürt devleti projesini de ısrarla sürdürüyorlar.Kasım seçimlerini Trump’ ın kaybetmesi halinde Suriye ve Irak’ta başka bir ABD izleyebiliriz ve bu da öyle ya da böyle bizim hayrımıza olmayacak gibi görünüyor.

KAYNAK: Suriye, Libya ve Kıbrıs’ta Alarm Zilleri Çalıyor (Prof. Dr. Sait YILMAZ)