Mevsimin gereği gerçekleşti ve sonbahar yağmurlarıyla tanıştı bu kentin bahtsız insanları. Ben Zonguldak’a yağmur yağmasını oldum olası sevmem de istemem de. Gitsin Çaycuma’ya Beycuma’ya filan yağsın, orada insanların bağı bahçesi var, burada ne var?
Toz toprak, çamur, yol kenarlarında biriken sular mular… Yağmur azdırıyor bunları, akşam eve üstünüz başınız batmış bir halde dönüyorsunuz, yalan mı?
Evet;
Yağmur yağdı, şimdilik deneme mahiyetinde yağdı ve ilk ihtarını çekti bizim koltuklarda oturan havalı beylerimize; “hazırlıklı olun, geliyorum…” dedi.
Belediyeleri, Karayollarını, DSİ’yi, Özel İdareyi, inşaatçıları, vs. vs. Uyardı.
Ben de şu bizim belediyenin temizlik işlerini uyarayım; mahalle aralarında almadığınız, süpürmediğiniz çöpler her yağmurda çarşıya iniyor, inemezse de ya merdivenlerde kalıyor, ya caddelere bakan bayırlık yollarda. Biraz çalışın kardeşim, oturmaya mı geldiniz, biz halk olarak layık mıyız böyle durumlara? Haaaaa?
Bu yıl yağmurun hangi şiddette yağacağını şimdiden kestiremiyoruz, devirler eski devirler değil, mevsimler de öyle…
Yollar çöküyor,
Tepeler aşağı geliyor,
Duvarlar patlıyor…
Ve biz hala dimdik bayırları ağır iş makineleriyle sıfıra indirip kalanına yüksek duvarlar yapıp yüksek binaları da önüne dikiyoruz.
Ya bu duvar yağmurla patlarsa?
Önündeki binayı altına alırsa hesabını kim verecek?
Hadi bakalım kolay gelsin!..