Zonguldak’ın ilk yerleşimcilerini tanımayanlar, bilmeyenler, o günleri büyüklerinden duymayanlar elbette ki bu başlığa şaşırırlar ama n’apalım yani, burada da geçmişte Paskalyalar kutlandı.

Paskalya ya da Paskalya Yortusu diye bildiğimiz Hristiyanların kutsal günleri her yıl Nisan ayının bir Pazar günü kutlanırmış. Bazen de bir hafta kadar sürermiş kutlamalar. Yemeler içmeler, pasta börekler, dualar filan…

Ülkemizde Hristiyanlar kutlar, dünyada da kutlarlar, kutlayanlar arasında Hristiyan Türkler de vardır. İşte Gagavuzlar, Rusya’da bazı Türki milletler, Orta Asya’dan göç ederken Hazar’ın üstünden geçip Hristiyanlaşan Finliler, Macarlar, Bulgarlar, Kurtuluş savaşından sonra yanlışlıkla mübadele edilen bizim Karamanlı Türkler, daha birçok Türk kökenli kavim…

Zamanla asimile olmuş bazıları…

Buradaki Paskalya kutlamalarını bana anneannem anlatmıştı;

Anneannem 1900’lü yılların başında doğmuştu, Aziz Çavuş’un kardeşi Ahmet Çavuş’un kızıydı; Aziz Çavuş sülalesi Arapça bilir ve konuşurlardı, karısı da Siirtliydi, evde Arapça konuşurlardı ama Ahmet Çavuş’unkiler bilmezlerdi, çünkü Ahmet Çavuş’un karısı, o dönemin deyimiyle, Türk’tü, herhalde buralı bir yerliydi. Evde Türkçe konuşulurdu. Siirt’ten gelip buralara yerleştikleri ve Arapça da konuşabildikleri için halk bu insanlara “Araplar” derdi ama Araplıkla da pek alakaları yoktu. Sarı saçlı ve mavi ya da yeşil gözlü aile bireyleriyle, bembeyaz tenleriyle Arap’tan başka her şeydiler… Aslen nereden gelip Siirtlere yerleştiklerini biliyorum ben ama şimdi o konulara girmeyelim, uzun. Kafkaslarmış, kaçıp gelmişler, bu kadarını anlatayım…

Evet;

Paskalya demiştik…

Zonguldak daha Osmanlıyken, buralarda yerleşik Rumlar ve Ermeniler vardı. Şimdi bir Rum filan görse buradakiler sanki Mars’tan gelmiş gibi bakarlar. Rumlar Ermenilerden daha çoktu. Türklerle birlikte hepsi Osmanlı tebaasıydılar. Birbirleriyle komşulardı ve gidip gelirler, görüşürlerdi. Sadece kız alıp verme yoktu, dönem öyle bir dönemdi ama düşmanlık da yoktu. Düşmanlık sonradan çıktı, bazı Rumlar Yunan işgalinde onlara çalıştılar. Her neyse; anneannem şöyle anlatırdı bazı bayramlarda elini öpmeye gelenlere; “Rum komşularımız vardı, iyi geçinirdik, bizim Ramazan ve Kurban bayramlarında onlar gelir bizi kutlarlardı, onların paskalyalarında da biz gider onları kutlardık…”

Böyle derdi, hatta Devlet Hastanesini yapan Boyacıoğlu isimli Rum’u da anlatırdı. Dağın tepesine hastane inşaatı başlatırken kendisine “oralara hastane mi olur, nasıl tırmanacağız oralara, yapacaksan bir iyilik çarşılara bir yere yap…” demişler de Boyacıoğlu da gülmüş; “temiz hava orada, burada değil” diye karşılık vermiş…

Akıllı adammış ama yine de mübadeleden kurtulamamış, karşı tarafa çalıştığı anlaşılınca bir gemiye bindirip yollamışlar Yunanistan’a…

O’nun da hikayesi uzun,

Adamın bıraktığı köşkünü okul yaptık önce, (Mithatpaşa) sonra yıktık, koruma altına alınmamış olsa hastanesini de yıkar bu kafa!..

Paskalya olayımız böyle, adamların buralardaki Kiliselerini de yıkıp tarumar etmeseydik, şimdi torunları vesaire akrabaları gelip yöremizde bu mevsimlerde aynı Trabzon’da olduğu gibi paskalya kutlamaları yaparlardı, bizim de biraz turizme giden ufkumuz açılırdı.

Ama olmuyor işte,

Burada yetişen armutlar ham çıkıyor,

İşçi Müdürlüğüydü, Kilisesiydi, Konağıydı, Fevkanisiydi, Yaylasıydı yakıp yıkıyor,

Gözü Yayla Misafirhanesi ve A tipine dikiyor!