TÜRKİYE VE PANDEMİ KORONOVİRÜS COVİD-19  UN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ;


Ahmet KIZILYAR

Ahmet KIZILYAR

Okunma 05 Mayıs 2020, 13:03

Küresel pandemi koronovirüs covid-19 un Dünyadaki sonuçlarına bir göz atldığında; bu hastalık nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise yüzde 86 arttı.Yayılım hızındaki süreci vurgulamak açısından vaka sayısı 650,000’i, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 30,000’i aştı. Siz bu yazılanları okurken daha da artmış olacak. Vaka sayısının 100,000’e ulaşması için elli gün gerekmişti. Bir sonraki vaka sayısının tüm dünyada ikinci 100,000’e ulaşması ise on üç gün sürmüştü. Üçüncü 100,000 vakaya ise dört gün içinde ulaştık. Dördüncü 100,000 için üç gün yetti. Beşinci gün için de üç 3 gün gerekti. Altıncı 100,000’e ise iki günde ulaştık. COVID-19 hızla yayılıyor ve kayıp sayısı da artıyor. Ülkemiz açısından vaka sayısına   dikkat edildiğinde Türkiye’de ise COVID-19 benzerlerine göre daha da hızlı yayılım içinde olduğu görünüyor. Gerçekte rakamların şu anki hali kimseyi yanıltmamalı. Zaman içinde küresel pandemi koronovirüs covid-19 la ilgili sürdürülen mücadelede bir taraftan bu çabaya sekte vurabilecek sayıları giderek artan insan kaybı ile diğer yönden de halen baskısı hissedilen ve ekonomiye olabilecek ağır kayıpları açısından tercih durumunda kalınması ise olayın ne derece vahameti olduğunu ortaya koyması bakımından oldukça manidar bir durum.

                       *       *        *

Bu arada COVID-19’ın yayılma hızının giderek artıyor olması, sosyal mesafe kavramının salgının süratle yayılmaması açısından ne derece önemli olduğuna toplumsal açıdan tam olarak idrak edilemediğini gösteriyor. Mamafih zaten ilk etaptaki sokağa çıkma yasağı uygulaması arifesinde market ve alış-veriş süresince yaşanan karmaşa ve daha sonraki iç içe yaşananlar bunu açıkça ortaya koyuyor. Sosyal mesafe koyma, hastalığı ortadan kaldırmak için değil, hastalığın yayılma hızını olabildiğince yavaşlatarak, kolay uygulanabilir bir test kiti ve/veya bir aşı geliştirilinceye kadar, sağlık sistemi altyapısının çökmesini engellemek için gündeme getirilmiş bir tedbirdi. Ama rakamlar artık ‘gönüllü’ sosyal mesafe koymadan ‘zorunlu’ sosyal mesafe koymaya doğru geçilmeye başlanması gerektiğine işaret ediyor.Bu meyanda Türkiye’de son alınan tedbirler de sosyal mesafe koyma tedbirinde gönüllü olmaktan öte zorunluya doğru gitmekte olduğumuzu da açıkça gösteriyor.

                      *       *        *

Çünkü gönüllü sosyal mesafeye belli bir kesim iştirak ederken bunun dışında kalan ekseriyetin ise ısrarla sosyal mesafe kuralına uymama konusunda adeta bu kurala karşı direndiğine tanık oluyoruz.Zira şu da vurgulanmalıdır ki;

hem halk sağlığı alanında, hem de milletin refahı açısından ekonomi alanında belirginleşen sistemik riskin Kamu

tarafından belli bir ölçüde yönetiliyor olması ve bireyler ile işletmelerin karşı karşıya kaldıkları riskin bir bölümünün sosyalleştirilmesi de artık gelinen noktada çok zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle günümüzdeki bu risk yönetiminin uygulamada nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin çerçeve de değişmiştir. Mamafih son gelinen noktada  geçen zaman içinde hadisenin modalitesinin farklılaşmaşı sebebiyle artık gönüllülük uygulaması ile zorunluluk şartlarının bir çizgide ayrışmasının artık bizzarur zamanının geldiğine de işaret etmektedir.

                       *       *        *

Sonuç olarak, küresel pandemi ilan edilen koronovirüs Covid-19 vakalarının hızla yayılarak geldiği son noktada tüm dünyadaki hazırlıksızlığın temel nedeni, küresel bir salgın halinde bununla mücadele edebilecek yeterli kurumsal alt yapıya sahip olmamamızdır. Burada her türlü yaşanan tüm zorluklara rağmen bunun sanki varsayımla mevcutmuş gibi gösterilmeye çalışılması aslında sorunu büyütmekten başka bir işe yaramayacağı da kesin bir durumdur. Burada diğer bir en önemli husus ise kamusal açıdan Devletçe her türlü alınabilecek ekonomik ve sosyal içerikli önlemler paketinin uygulanmasında esas teşkil eden kaynak sorunu için neler yapılabileceği konusudur. Bu yönden Türkiye gibi tasarruf oranının düşük, kurumsal altyapının zayıf, kayıt dışılığın yüksek olduğu gelişmekte olan bir ekonomide COVID-19 ile mücadelenin gelişmiş ülkelere göre daha zor olacağı çok açıktır. Hadiseye IMF seçeneği açısından baktığımızda alınabilecek her borç tutarının izlenmesi için prensipte özel şartlar gündeme geleceğinden pek mümkün gözükmemekte başka seçeneklere göz atmak gerekmektedir. Esasen en doğru seçenek ise yıllarca bir türlü önü alınamayan, dahası önlenemeyen hudutsuz israf alışkanlığının bir an önce derhal terkedilerek,SAYIŞTAY’ın destek denetim birimleri vasıtası ile tüm kamu harcamalarının kontrol imkanına kavuşturulurken; gerekirse ihtiyaç durumuna göre yetki de verilerek, eski işlevinin tekrar yeniden oluşturulmasıyla ve bu arada ihtiyaç durumundaki finansal çözüm için de ekonomideki çarkların dönmesine yetebilecek büyüklükte kısa vadeli borçların kullanılması şeklinde tedbirler paketi olarak düşünülebilir.

KAYNAK:Covit-10 Nedeniyle Sokağa Çıkma Yasağı-Fatih ÖZATAY/TEPAV

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.