Hani derler ya; “arap yağı fazla buldu mu, orasına burasına (!) sürermiş…”, işte bizim çoğu kanallarda da yağ fazla, oraya buraya sürüp duruyorlar. Yağlayıp yıkayıp gözümüze gözümüze sokulan programlar var, bıktıran cinsten hem de.

Gerçekten de gına geldi, bıktık, gördükçe içimiz kalkıyor, yetti… İnsanı dinden imandan çıkaran uygulamalar televizyon kanalları vasıtasıyla halka empoze edildikçe, isyan da büyüyor.

Ekranlardaki yemekli, gelinli, kaynanalı dizivari şeyleri (!), program demeye dilim varmıyor, izliyorsunuzdur. Başlıyor kavga, bitiyor kavga. Kadınlar birbirini yiyor. O buna, bu ona. Çen çen çen, Sulukule’den beter bağırış çağırış, ağzı bozuk kocakarılar, küfürbaz olmaya ramak kalmış kızları gelinleri filan, veryansın ediyorlar. Sanki bilhassa seçilmişler gibi. Sanki bunlar dalaşma ustası. Allah kimsenin başına vermesin böyle tiplemeleri, amin! Haaa, pardon unutmuşuz, bir de kollarında dirseklere kadar bilezik, boyunlarında üç metre altın zincir uçlarında çay tabağı gibi yine altın bir şeyler…

Abartılı görgüsüzlük bu olsa gerek…

Hele şu survivor, bir de sanki mili maçmış gibi anlatıyorlar, walla billa izleyen büyük bir kitle de var, şaşıyorum, özellikle de kadınlara…

Ve yerli diziler;

O ne be birader, o ne?

Başlıyor tabanca, bitiyor tabanca. Arada kavgalar, dövüşler. Adam kaçırmalar, tehditler, mafya özentiliği. Biri iki de eli yüzü düzgün matmazel, öyle ya aşık olunacak birileri gerek… Konuşmaları dinliyorsunuz, Güneydoğu köylerinin şive taklidi. Gırtlaktan kalın h’ler, g’ler, k’ler… Erkeği de kadını da. Kabadayılar, kaba olmayan dayılar; mafya babalarına taş çıkartan mafya anaları… Hanım ağaymış bunlar. Aşiretler. Kız kaçırmalar, erkek kovalamalar. Posta koymaların bin bir türlüsü… Neymiş efendim; yerli diziymiş!

Bir de kuruluşlar, kurtuluşlar, Osmanlısı, Selçuklusu, falan filan… Tonla… Şakır şukur kılıçlar, “yaaaa Hakkkkk” diye bağırıp ok atmalar.

Sonra da bi tarafımızı yırtıyoruz “çocuklar neden çeteleşti?” veya “sokaklar neden Teksas’a döndü?” diye.

Nedeni beli değil mi?

Altında araba ile magandalık yapanlara, ona buna saldıranlara yüzbinlerce lira, arabanın bile değerinden fazla ceza kesilmeye başlandı, bu olaylar yine bitmedi.

Neden?

Alışmış .ötte don durmaz da ondan!

Yalan mı?

Şu yandaş kanalları geçelim, neye kime çalıştıkları apaçık ortada da zaten, peki ya bizim TRT? TRT müziği açıyorsunuz, günün büyük bir bölümü ilahiler, Osmanlının bilmemne efendilerinin bestelediği tasavvuf müziği, dünyadan müzik diye İslam ülkelerinin tarikat havaları, hu çekmeler, zikirler, vs. benzer bir tuhaf müzik. Gençliğe hitap eden tek bir ses tek bir nefes yok.

TRT’nin diğer kanallarında da, belgesel kanalında bile sabahtan akşama camilerimiz, mamilerimiz, dünyada İslam, erenler, İslam alimleri (artık neyi keşfetmiş ya da bulmuşlarsa), peygamberimizin yakınları, yaptıkları yapmadıkları, tarikatlar, cemaatler, vaazlar, her önüne gelenin kafasına göre uydurduğu, Diyanet işlerinin bile onamadığı hadisler, şu hocaefendi, bu şeyh hazretleri vs. vs. vs.

Çocuk kanallarında bile sabahtan akşama gösterilen çizgi filmlerdeki karakterler, sarıklı şalvarlı çarşaflı tiplemeler…

Yeter ya yeter!

Bıktık artık…

Hangi akla hizmet ediyorsunuz, nereye gidiyorsunuz?

Quo Vadis ya Hacı?

Evet;

Toplum büyük bir algı operasyonuyla karşı karşıya, gün geçtikçe deforme oluyor, bozuluyor. Kanallar aracılığı ile insanların beynine beynine işleniyor. Türk toplumunu Araplaştırmak isteyen bir zihniyete yol veriliyor. Öz Türkçe kelimeler yerine arapça, farsça kelimeler yeniden dilimize monte edilmeye çalışılıyor. Sokakta huzur kalmasın düşüncesiyle sanki gerçek ortam öyleymiş gibi vurdulu kırdılı sahneler beynimize nakşediliyor. Gelinen bu güne kadar da hiçbir mevki ve makam buna ses çıkarmıyor.

Ne biçim bir nesil yetiştirilmek isteniyor?

“Türk” kelimesinden neden korkuluyor?

Çıkmış bir Cuma sabahı ekrana Deniz Zeyrek bile eleştiri yapmaya çalışıp andımızı okumaya başlarken “Doğruyum, çalışkanım…” diye başlıyor, “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” diyemiyor. Hem de iki kere üst üste. Demek ki o da korkuyor. Çarşı pazar röportajlarında izlediğimiz normal vatandaşların “korkuyoruz, konuşamıyoruz” demelerinin ardında bir gerçek yattığı anlaşılıyor.

Dedik ya yeter, gerçekten yeter… Bıktık artık, böyle gitmez. Milletin damarına bu kadar da basılmaz.

Bıktık artık!..