Zonguldak’ta günler fazla heyecanlı geçmiyor, ne olacak ki ufacık bir kent, gittikçe küçülmüş, bir zamanlar Karadeniz’in Samsun’dan sonraki ikinci büyük kenti şimdi onlarca Karadeniz ilçesinin bile gerisinde kalmış, bırakın Karadeniz ilçelerini bizim Ereğli bile buradan büyük, yalan mı?

Heyecansız yaşıyoruz dedik ya,

Sözde “Uluslararası” bir Kömür Kongresi yapıyoruz, bir de eski kongreleri gözümüzün önüne getiriyoruz, şimdikinin heyecanı yok!..

Neden?

Çünkü kömür yok, olmayan kömürün kongresi olur mu?

Şimdi birilerine sorsanız, “vay efendim, kömürsüz olmazmış, kömür Zonguldak’ın vazgeçilmeziymiş, yerin altında daha milyonlarca ton kömür varmış”, falan filan…

Çıkart o zaman kardeşim, elini tutan mı var?

Ama çıkartamazsın, çünkü maliyet ananı sinemaya götürür, burada kuyudan kömür çıkarmak öyle kuyudan su çıkarmaya benzemez, nakıs 800’ün altı için hayaller bile kuramazsın…

Ama ne yaparsın; her seçim öncesi gelirsin, “iki bin işçi alacağız, üç bin alacağız, belki on bin de olur, bakan böyle dedi…” diyerek saftorikleri kandırırsın…

Her zamanki hikâyeler işte, bu palavralar ilk sıkıldığı anlarda biraz heyecan yaratıyordu ama şimdi vatandaş yemiyor…

Heyecan bu işte de dibe vurdu yani.

Şimdi heyecan borsada, öyle heyecanlı günler yaşıyoruz ki Veliefendi’de atlar en büyük kupada bile böyle heyecan yaratamıyor.

Kolay mı öyle şirketler kurup yüzbinlerce kişiye ayakta şaplak atmak? Halk heyecanla bekliyor bu filmin sonunu, dine imana sığınıp soyup soğana çevirenlerin şimdi hangi limana sığınacaklarını? Yakında horozlar öter, vatandaş da belki uyanır, koyunluktan kurtulur.

Horoz derken;

Geçtiğimiz gün pazaryerindeydim, şu bizim mis gibi kokulu siyah yerli üzümlerimiz var ya, onun peşindeyim. Suyunu çıkarıp içiyorum ben, bayılıyorum…

Her neyse;

Baktım köylü kadının biri getirmiş, bir tane koparıp ağzıma attım, walla missss… Tam pazarlığa başlayacağım kadının tezgaha koyduğu telefon çaldı, göz ucuyla şöyle bir baktım arayan “horozum” :))))))))

Öyle yazıyor ekranda.

Orta yaşı yeni devirmiş kadın bana baktı “bi dakka abi” dedi, ben de “konuş konuş” dedim ve ben koptum…

“Söyle horozum”

“Tamam goççum”

“Sen ne dersen o olur yaffrum”

Aynen böyle;

Şimdiye kadar kadınların “aşkım”, “bi danem”, “öptüm kocaman”, “araşırız bebeğim” gibi özel hitap tarzlarını çok görüp işitmiştik ama böylesine ilk defa tanık oluyorduk.

O köylü çağ o anda çağ atlamıştı benim nazarımda,

İzahatını da yaptı kadın, “Kocam abi” dedi bana, “erken gel eve” dedi, “artık aklından ne geçiyorsa, gidip göreceğiz” diye de devam etti.

Ben de “git git” dedim, “görürsün” diye de aklımdan geçirdim.

Eveeeeet;

Tabii bizim köylünün eve gidip kocasıyla tencerede ne kaynattığını bilemiyoruz ama bileğinin hakkıyla ve çalıp çırpmadan pazarda üzüm satanların o üzümü kendi bağlarından topladıklarına kuşkumuz yok. “Üzümünü ye bağını sorma” özdeyişi işte böyle namusuyla çalışanlar için söylenmemiş,

Bizim köylüler bir yastığa baş koyar, bir yatakta yatarlar…

Horozlarını da sadece kendileri için öttürürler!..