Karabük Demir Çelik bünyesinde bulunan yüksek fırınların yıkılmasının kültür mirasına vurulan bir darbe olduğu belirtilirken kalan “ÜLKÜ” isimli yüksek fırının korunması isteniyor.
Bu konuda sosyal medyadan uyarıcı yayınlar yapılıyor. Bilindiği gibi Demir ve çelik üretimiyle özdeşleşen Karabük’te de geçmişin sanayi mirasının korunması konusu önem taşıyor. Eski yüksek fırınlar, yalnızca üretim yapılan tesisler değil; kentin kuruluşunu, büyümesini, işçilerin yaşamını ve Türkiye’nin sanayileşme tarihini temsil eden yapılar arasında yer alıyor.
Karabük Postası’nın 71’inci kuruluş yıl dönümü kutlamasında konuşan Araştırmacı-Yazar Fikret Gökçe’nin, Karabük’ün simgelerinden Ülkü yüksek fırınının korunması yönündeki çağrısı da bu açıdan anlam taşıyor. Gökçe, geçmişte iki yüksek fırının eritilerek ortadan kaldırılmasına dikkat çekmiş ve Ülkü’nün korunarak bir çelik müzesinde ya da uygun bir alanda anıt olarak yaşatılmasını istemişti.
Almanya’daki Völklingen örneği, sanayi tarihinin yalnızca üretim rakamlarından ibaret olmadığını gösteriyor. Bir fabrikanın yapısını korumak kadar, o fabrikada çalışan insanların emeğini, anılarını ve kentin belleğindeki yerini yaşatmak da önemli.
Kaya Urhan’ın 600 metrekarelik portresi, geçmişe duyulan saygının somut bir ifadesi olarak dikkat çekiyor. Karabük’te de eski yüksek fırınların ve sanayi mirasının korunmasına yönelik çalışmaların, kentin tarihini gelecek kuşaklara aktaracak kalıcı adımlarla desteklenmesi gerektiği görülüyor.
Zonguldak’ta da bu konuda çeşitli destekler ortaya çıkıyor. Zonguldaklı yazar Ahmet Öztürk de sosyal medyasından şu görüşünü paylaşmış bulunuyor:
“Bir İngiliz geleneğiymiş, doğurganlığı temsil ettiği için demir-çelik fabrikalarının yüksek fırınlarına kadın ismi verilirmiş. Bizdeki bolluk bereket dileği gibi bir şey herhalde. Bu nedenle Karabük Demir Çelik Fabrikasının 1938’de Türkiye'nin ilki olarak ateşlenen yüksek fırına Fatma adı verilmiş. 1950’de ateşlenene Zeynep, 1962’dekine ise Ülkü. 2008 ve 2015’te devreye alınan fırınlarda gavur ritüelinden vaz geçilmiş, numara verilmiş sadece. 4 ve 5 numaralı fırın. Fatma ile Zeynep yıkılmış çoktan. İlkinin hurdacıda bulunan iki ayağı korunmuş sadece. Şimdi de Karabük’ü demir çeliğin okulu yapan Ülkü’yü ekonomik ömrünü tamamladığı gerekçesiyle yıkıyorlarmış. Kentimin bilge insanı Fikret abi Karabük’ü Karabük yapan Ülkü yıkılmasın diye yalnızca aklı, yüreği ile değil vücudunun her zerresi ile mücadele ediyor. “Karabük’ün kızları töre cinayetine kurban gidiyor.” diye haykırıyor adeta. Bu sese kulak verelim ne olur. Endüstri mirasımıza sahip çıkalım. Ülkü yıkılmasın! Türkiye’nin çelik müzesi olsun!”




