“Zonguldak için ekolojik, hukuki ve ekonomik adalet” ana temalı iklim zirvesinden sonra sonuç bildirgesi açıklandı ve kamuoyunun bilgisine madde madde sunuldu.
Bildiride şöyle dendi: Zonguldak İklim Zirvesi, 17 Ekim 2026’da TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi lokalinde gerçekleşti. Kentin iki asra yaklaşan endüstriyel, üretim ve toplumsal mirasını ekolojik yıkım, küresel iklim krizi, iklim hukuku ve adil geçiş kavramları üzerinden ele alan zirveye, çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü yöneticisinin yanı sıra Bartın, Çaycuma, Devrek ve Ereğli’den çevre gönüllüleri de katıldı. Türkiye’nin sanayileşme hamlesine sunduğu katkının bedelini insanı, emeği, sağlığı ve doğasının amansız tahribiyle ödeyen Zonguldak için pozitif ayrımcılık talep edilen zirvede, kömürden çıkışın faturasının Zonguldaklılara kesilmesine de itiraz edildi. 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde açıklanan sonuç bildirgesi ile kentin karbonsuzlaşma sürecinin büyük bir çöküşle sonuçlanmasına ve Filyos Vadisi Projesi’nde olduğu gibi "ya kırk katır ya kırk satır" dayatmalarına da karşı çıkıldı. Sürecin kamusal, hak odaklı, bilimsel ve sosyo-ekonomik temelleri olan bir adil geçişe dayanması gerektiği kuvvetle vurgulanan zirvede, siyaset oluşturucular, Zonguldak’ın yeşil dönüşümün pilot bölgesi ilan edilmesi için çaba harcamaya çağrıldı.
GÖRÜNÜM VE TESPİTLER
1. Zonguldak’ın kurulu termik santral kapasitesi 3.000 MW’ı aşıyor. Üretilen elektriğin %85’i havza dışına aktarılırken, elektrik üretim sürecinin yarattığı yıllık 15 bin tona eşdeğer karbondioksit emisyonu, toksik baca gazları ve ağır metal kirliliği bölgede kalıyor. Öte yandan Zonguldak Kömür Havzası’nda çalışan 9 bin civarındaki işçi, 1 milyon ton gibi ülke tüketiminin otuzda birinden daha az üretim yapıyor. Bu yönüyle havza, kömür üreten bir merkez olmaktan çıkıp kömür tüketen bir ekolojik yük alanına dönüşüyor.
2. Ülkenin endüstriyel süreçlerle ilk tanışan kentlerinden biri olan Zonguldak’ta Türkiye ortalaması %27 olan toplam istihdam oranı, %17 gibi çok düşük bir seviyede seyrediyor. Zonguldak, Karabük ve Bartın’dan oluşan TR81 Bölgesi’nde göç eden nüfusun %32’sini üniversite mezunu gençlerin oluşturması, nitelikli işgücü kaybının derinleştiğini gösteriyor. Kent genelinde 60 yaş üstü nüfus oranının %13’ten %20’ye yükselmesi, kontrolsüz daralmanın yarattığı yaşlanma ve sosyo-kültürel çöküşü belgeliyor. Nüfusu azalırken yaş ortalamasının artması kentin, demografik olarak da sürdürülemez olduğunu söylüyor.
3. Bölgede faaliyet gösteren ERDEMİR ve KARDEMİR demir-çelik tesisleri, her yıl yaktığı milyonlarca ton ithal kömürle bölgenin fosil yakıt bağımlılığını artırıyor. Tesislerin açığa çıkardığı ağır metal, cüruf ve hava kirliliği bölgede kalırken tüm planlamalar dışsal bir anlayışla yürütülüyor. ERDEMİR’in cüruf dağları çevresindeki doğal yaşamı tehdit ederken, Karabük’te hava kirlilik değerleri sıkça aşılıyor. Termik santrallerle birleşen ağır sanayi baskısı, bölgenin karbon ayak izin büyüttükçe büyütüyor.
4. Hava kalitesi izleme verilerine göre Zonguldak, azot dioksit kirliliğinde Türkiye genelinde üst sıralarda yer alıyor. PM10 ve PM2,5 gibi partikül madde oranlarının yasal sınır değerleri yılda 100 ila 200 gün aşılıyor. Kentte termik santraller ile sanayi kümelenmelerinin yol açtığı termal salınımlar, kent merkezlerinde +5°C, ağır sanayi odaklarında ise +8°C’ye varan yapay sıcaklık artışlarına neden oluyor.
5. Batı Karadeniz Havzası’nın en önemli akarsuyu olan Filyos Irmağı’nın binlerce yılda oluşturduğu alüvyonlu topraklar, bölgenin en verimli tarımsal alanlarını oluşturuyor. Devletin resmi belgelerinde "Sakarya Irmağı’ndan Kızılırmak Deltası’na kadar olan bölgenin en değerli ekosistemi" olarak tanımlanan Filyos Vadisi’nin bir ekolojik koridor olarak mutlak korunması gerekiyor. Ancak geliştirilen akıl dışı projelerle Vadi kirli yatırımlara açılıyor, ekosistem bütünlüğüne telafisi imkansız zararlar veriliyor. Tarım alanlarının başka kullanımlara tahsis edilmesi, bölgenin gıda güvenliğini de tehlikeye düşürüyor.
6. Başta Gerede Karma Organize Sanayi Bölgesi olmak üzere doğduğu yerden denize döküldüğü noktaya kadar etrafındaki sanayi tesisleri nedeniyle ağır kirlilik yükü taşıyan Filyos Irmağı, çok büyük hızla temiz su niteliğini kaybediyor. Öte yandan Filyos Endüstri Bölgesi’nde kurulması planlanan 2 milyon ton kapasiteli entegre gübre fabrikası, bölge insanına, kömür sonrasının alternatifi olarak sunuluyor. İstediği nitelikli iş gücü nedeniyle bölge insanına istihdam yaratmayacak proje ekosistemi en az kömür kadar tehdit ediyor. Zonguldak’taki karar alıcılar, bölgesel kalkınma adı altında sunulan kirli projeye istihdam baskısı nedeniyle kayıtsız şartsız destek veriyor.
7. Yüzyıllardır fosil yakıtların tüm yükünü çeken bölge, şimdi de doğal gazın merkezi olarak yapılandırılıyor. Yüksek yanma verimi ve düşük partikül ve kükürt içeriğiyle kömüre göre daha az zarar verse de doğal gaz da fosil yakıtlar arasında yer alıyor. Karbonsuzlaşma ve sıfır emisyon hedefleri göz önüne alındığında, doğal gaz nihai bir çözüm değil, fosil yakıt bağımlılığını sürdüren ekolojik bir risk olarak göne çıkıyor.
8. Merkezi İsviçre’de bulunan uluslararası sağlık ve çevre örgütü HEAL’ın 2022 yılındaki epidemiyolojik modellemelerine göre, Zonguldak’taki kömürlü santrallerin yarattığı kümülatif sağlık ve ekonomik maliyetin milyarlarca liraya ulaştığı görülüyor. Bu kirlik binlerce erken ölüm ve kronik solunum yolu hastalığına da yol açılıyor. Ne ülke ekonomisi, ne de Zonguldak bu maliyete daha fazla katlanamaz.
9. Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık %50’sini gerçekleştirdiği Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşarak iklim nötr ilk kıta olmayı hedefliyor. Bu stratejinin yasal çerçevesini oluşturan Avrupa Yeşil Mutabakatı, yalnızca enerji üretim süreçlerinin değil tedarik zincirlerinin de karbonsuzlaştırılmasını, üretim teknolojilerinin yenilenmesini ve ticaret kurallarının kökten değişmesini zorunlu kılıyor. Demir-çelik, çimento ve enerji yoğun diğer temel sanayi kollarının karbon yoğun üretim yapıları nedeniyle tabi olacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması vergileri, Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflatan ve cari açığı büyüten ağır bir dış ticaret baskısı yaratıyor. Bu ise Zonguldak gibi karbon ekonomisine dayalı kentleri yeni bir ekonomik çıkmaza sürüklüyor.
10. Kömür üretimi, demir-çelik endüstrisi, termik santraller gibi fosil yakıta dayalı yüksek emisyonlu sektörler Zonguldak ekonomisinin omurgasını oluşturuyor. Karbon ayak izi yüksek bu alanların uluslararası pazarlarda yaşadığı rekabet gücünü yitirme tehlikesi, artan karbon maliyetleri kent ekonomisini daha kırılgan hale getiriyor. Fosil yakıta, kömüre ve kirli sanayiye dayalı mevcut ekonomik modelde ısrar etmek ekolojik yıkımı derinleştirmekle kalmıyor, kenti kontrolsüz bir çöküş sarmalına iterek geleceksizleştiriyor. Tüm bunlar fosil yakıtlara bağlı olan üretimin ekolojik olduğu kadar ekonomik olarak sürdürülemez olduğunu ortaya koyuyor.
2. ÖNERİ VE TALEPLER
1. Bölgemizin önündeki tek seçenek fosil yakıta dayalı ekonomik petika değildir. Yeni ve yenilikçi yöntemlerle kentin karbon ayak izi hızla düşürülerek yeşil ekonomik dönüşüm sağlanabilir. Bölgenin orman dokusu entegre edilerek sürdürülebilir orman altı atıklarından biyokütle enerjisi elde edilebilir. Amasra’dan Akçakoca’ya uzanan kıyı şeridinde rüzgâr enerjisi kapasitesi değerlendirilebilir. 300 ile 650 metre derinlikteki kömür madenlerinde biriken ve ısınan yeraltı suları çekilerek kent merkezlerinde jeotermal ısıtma ağlarının kurulması bir seçenek olarak düşünülebilir. Bölgede endüstriyel kenevir tarımı yaygınlaştırılarak kenevir katkılı çimento, yapı yalıtım malzemeleri ve teknik tekstil gibi katma değerli temiz sanayi kolları hayata geçirilebilir. Demir-çelik endüstrisinde biyokütle kullanımı, kıyı rüzgarından yeşil elektrik tedariki, ocak suyu jeotermal entegrasyonu, cüruf-kenevir katkılı çimento üretimi ve demiryolu - denizyolu lojistiği bir arada uygulanarak Edemir ve Kardemir’in karbon maliyetleri aşağı çekilebilir.
2. Zonguldaklıların dışında alınan kömürden çıkış sürecinde herkesin en az mağdur olacağı bir "adil geçiş" mutlaka sağlanmalıdır. Geçiş sürecinde yerel akıl devreye sokulmalı, dünyadaki başarılı örneklerde olduğu gibi sendikalar, meslek örgütleri, yerel yönetimler ve üniversiteler müzakere masasında yer almalıdır. Erken emeklilik hakları, beceri geliştirme kursları, yeniden eğitim ve işini yitiren emekçilere istihdam önceliği sağlayan bir sosyal koruma modeli kurulmalı ve çalışmalarına şimdiden başlanmalıdır. Bu model adil geçiş için ayrılan uluslararası fonlarla desteklenmelidir.
3. Hep yapıldığı gibi önümüzdeki süreçte bir oldubitti ile karşı karşıya gelmemek için ilgili tüm aktörlerin katıldığı müzakere masasında hep birlikte alınan kararlarla aşamalı, ölçülebilir ve bağlayıcı bir karbonsuzlaşma takvimi ilan edilmelidir. Takvimle ilgili tüm kararlar merkezden değil işçilerin, sendikaların, kadınların, gençlerin, üniversitelerin, STK’lerin ve yerel yönetimlerin eşit söz sahibi olduğu tartışmalarla alınmalıdır. Ekolojik kaygılarla birleşen yerel arayışlar bölge gerçekleriyle daha çok örtüşen sonuçlar yaratacak ve daha demokratik bir planlama süreci ortaya çıkaracaktır.
4. Zonguldak, Türkiye’nin "Yeşil Ekonomik Dönüşüm Pilot Kenti" ilan edilmeli, iklim finansmanı, yeşil iklim fonu, AB iklim fonları gibi uluslararası adil geçiş fonları ile Türkiye'nin bu alana ayıracağı kamu kaynaklarından öncelikli ve doğrudan yararlandırılmalıdır. Pozitif ayrımcılık, ülke ekonomisini ayakta tutmak için Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızdan daha çok şehit veren, on binlerce insanını meslek hastalıklarında kaybeden, doğası talan edilen Zonguldak’a yapılmış bir ayrıcalık değil tanınması gereken bir haktır.
5. Filyos Irmağı’nın bölge için biricik özelliği taşıyan alüvyonlu tarım arazileri ve oluşturduğu benzersiz ekosistem mutlaka korunmalı; planlanan 2 milyon ton kapasiteli gübre tesisi gibi kirli sanayi dayatmaları derhal durdurulmalı, çevresindeki kirlilik yüklerinden arındırılmalıdır. Fosil yakıt altyapısını pekiştiren Karadeniz doğal gazı bağımlılığı yerine gerçek yenilenebilir enerji dönüşümü teşvik edilmeli, ırmağın sedde içine alınmasıyla elde edilen alanların endüstriyel kullanımlara açılması derhal durdurulmalıdır.
6. Zonguldak, Bartın, Karabük tarihi-arkeolojik birikimi, ekolojik zenginlikleri, tam bozulmamış peyzaj özellikleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Kentteki tüm yerel yönetimlerin ‘Yavaş şehir’ vizyonuyla beldelerini yapılandırdıkları takdirde pek çok olumlu sonuca ulaşması mümkündür. Kentte doğa, tarih, kültür ve bisiklet gibi rotalar belirlenerek turizmin çeşitlendirilmesi; trekking, festival, şenlik, buluşma, kampçılık, kestane hasadı, kuş gözlemi gibi kavramlarla zenginleştirilmesi önemlidir. Zonguldak’ın tüm illerden ayrıcalıklı kılan zengin endüstri mirası, bir kentsel ziynet olarak korunmalıdır.
7. Zonguldak, Bartın ve Karabük illerinin %70’ini kapsayan maden arama ve işletme ruhsatları, yalnızca bölgenin değil, tüm ülkenin ekosistemine bir tehdittir. Ruhsatlandırılan alanların büyük kısmı, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik ve ekosistem kalitesi açısından en zengin, ülkenin akciğerleri sayılan orman alanlarıdır. Buralarda yürütülecek madencilik faaliyetleri su havzalarının rejimini bozacak, heyelan ve erozyon risklerini artıracak, eşsiz yaban hayatı ile florayı tahrip edecektir. Karbon yutak alanı olan ormanların, hayvancılığı ayakta tutmaya çalışan meraların ve tarım alanlarının madencilik faaliyetleriyle yok edilmesi kabul edilemez.
8. Dün kömür üretiminin tüm yükünü tek başına göğüsleyen Zonguldak’ın bugün kömürden çıkışın tüm maliyetine katlanması beklenemez. Dönüşümden etkilenen tüm maden ve sanayi emekçilerine erken emeklilik, sosyal güvenlik ve yeşil sektörlerde güvenceli istihdam garantisi sağlanmalı, terk edilmiş maden alanları, cüruf sahaları ve kirlenmiş su havzaları kamusal bütçeyle ekolojik olarak restore edilmelidir.
Zonguldak’ın geleceği kontrolsüz bir sosyo-ekonomik çöküşe, çevre felaketlerine veya Filyos’taki gibi kirli sanayi dayatmalarına terk edilemez. Dünyadaki gelişmeleri takip etmeden atılan her adım kentin geleceğine indirilmiş bir darbe olacaktır. Bu bildirge Antalya COP31 Zirvesi platformlarına, ulusal karar alıcılara, uluslararası iklim diplomasisi ve tüm kamuoyuna sunulan bir kentsel adalet ve adil geçiş deklarasyonudur. Hepimiz biliyoruz ki tüm dünyanın olduğu gibi Zonguldak’ın da önünde tek yol vardır o da ekolojik, hukuki ve iktisadi açıdan adil ve sürdürülebilir olan yeşil yoldur. Zonguldak, Türkiye’nin adil dönüşüm ve temiz sanayi pilot başkenti olmaya, tıpkı kurulduğu yıllardaki gibi ülkenin itici gücü olmaya hazırdır. Bu başarı hikâyesini hep birlikte yazabiliriz.
Zonguldak için ekolojik, hukuki ve ekonomik adalet, Zonguldak için pozitif ayrımcılık istiyoruz.




