TÜİK enflasyon oranlarını açıkladı ve bir önceki aya göre enflasyon oranının düştüğünü ilan etti. Tüm ülke yangın yeriyken enflasyon oranının düştüğünü savunmak ne kadar garip ve akıl dışı bir gelişmeyse, insanların açlık sınırının altında bir parasal rakamla yaşayabileceklerine inanmak da o kadar akıl dışı bir olaydır.
Asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir ortamda açlık sınırının 38 bin liraya yükseldiğini, yoksulluk sınırının ise neredeyse 125 bin liraya dayandığını görmek bu ülkede yaşamanın ne kadar zor olduğunun bir kanıtıdır.
Ülke çalışanlarının geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan araştırmanın 2026 Eylül ayı sonuçlarına göre; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 37.800,92 TL’ye, Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 123.130,00 TL’ye, Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 48.884,82 TL ’ye yükseldi.
Başka ülkelerde olsa “kâbus” olarak nitelendirilebilecek böyle bir gelişme karşısında hükümetin hala “çalışanı ve emekliyi enflasyona ezdirmedik” şeklinde öne sürdüğü iddialar da ancak safdillerin inanabileceği tezler arasındadır.
Bu durumdan en çok etkilenen de ülkenin çocuklarıdır. Çünkü yılda bir ya da iki kez aylık zammı alan çalışanların çocuklarına verdikleri harçlıkları artırılamamaları bu çocuklanır psikolojik dengelerini bozmakta, beslenmelerine de olumsuz etki yapmaktadır.




