Zonguldak

Yayla Okulunun yıkımı tarihe indirilen bir darbe

Mimar Derya Aydan; “Bu kentin endüstriyel tarihinin direkt ve dolaylı özgün yapılarını yıkmanın, Diyarbakır’ın surlarını, Bodrum’un antik tiyatrosunu yıkmaktan farkı yok”

Abone Ol

Mimarlar Odası Zonguldak Temsilciliği Yönetim Kurulu 27 Haziran 2024 günü Şafak’a özel bir açıklama yaptılar ve Yayla Ortaokulu yapımı için seçilen Yayla Konağı alanı içindeki yerin yanlış bir seçim olduğunu belirttiler.

Oda yönetim kurulu üyesi Mimarlar, Başkan Ece Bakioğlu ve yönetimi Derya Aydan, Selin Ece Altun, İrem Papila ve Buse Likoğlu yaptıkları açıklamada özetle; “Zonguldak Çevre, Şehircilik Ve İklim Değişikliği Müdürlüğü tarafından 15 Şubat 2024 tarihinde duyurusu yapılan İmar Planı değişikliği ile TED Zonguldak Kolej Binası ve Yayla Konağı Misafirhanesi arkasında kalan, aynı zamanda üzerinde TTK Bakım Ünitesinin ve spor sahasının yer alan bölgeye Yayla İlköğretim Okulunu taşıma kararı alınmasını doğru bulmamış, bu projeye ve imar değişikline Mimarlar Odası Zonguldak Temsilciliği olarak itirazımızı yaptık” denilmişti.

Açıklamada okulun anılan bölgeye taşınmasının türlü olumsuz nedenlerine de değinilmişti. Ancak aklı başında insanların bu görüşlerini dikkate almayan zihniyet kentin tüm kültürel geçmişine barbarca darbeler indirmekte kararlı olduğunu söz konusu okul binasını yıkmaya başlayarak kanıtladı.

Mimarlar Odasının raporunda imzası bulunanlardan Mimar Derya Aydan da bunun üzerine konunun önemini anlayamayanları eleştiren bir yazı kaleme alarak kamuoyunun dikkatini çekti.

Aydan yazısında şu görüşlerine yer verdi:

“Yayla’nın yıkılması geleceğimi tehdit altında hissettiren çok çok büyük bir kalp kırıklığı bende. İçim eksiliyor. Aidiyet, güven duygum sarsılıyor. Kalbim ağırlaşıyor, nefesim daralıyor, kaygı artıyor. Basit bir “nostaljicilik” ya da “istemezükçülük” değil. Hiç değil. Anlatması zor bir şey.

Sanıldığı gibi Zonguldak aşığı değilim ben. Sıkılıp kaçmak istediğim bir kentti burası. Fırsat, imkan yok dedikodu çok, klasik (ve haklı) gençlik bunalımları.

Sonra bu fırsatları kendim yaratmayı akıl ettim, daha ziyade ihtiyaç hissettim. Kent Konseyi’nde düzenlediğimiz Bellek Yürüyüşleri ve kent söyleşileri ile kentin hikayesini bilir, parçalarını tanır, yapılarını fark eder oldum. Ve arkalarındaki anlamları. Birleşerek oluşturdukları bütünü. Bu bütünün 4 kuşaktır parçası olan ailemi, kendimi.

Böylece yavaş da olsa AİDİYET hissetmeye başladım. Zamanla oluşuyor bu duygu. Birikiyor, tanıdıklaşıyor, sırf alışkanlıktan değil, ait hissettikçe ANLAM kazanır oluyor - muş meğer. Yaşadım gördüm.

Sonra BİRİSİ geliyor ve senin yapılar, manzaralar üzerinden kurduğun bu anlamın köklerini tek tek kesiyor. Her sene bir kök. Üzülmez gidiyor. Şarjman rapid köprüsü ahşap yapılıveriyor. Alçakgönüllülükten nasibini almamış 4 minareli 3’er şerefeli devasa bir cami kent silüetini kaplıyor. Orta Kapuz bir kule ile resmen tecavüze uğruyor. Köprü yıkılıyor, yer yön oryantasyon yönelim sıfırlanıyor.

Şimdi Yayla okulu yıkılıyor. Yayla okulu, mahallemin girişinde gözlere şenlik bir zerafet simgesi. Önünden geçerken az katlı, bol ağaçlı, kota uyumlu yerleştirilmiş samimi yapısıyla içimi ısıtıyor. Artık öyle okullar (ve binalar) yapılmıyor. Özgün bir yapı. Tarihine girmeye gerek yok, tarihi önemini herkes biliyor. Yayla sineması dillere destan. Kapalı tutulmasına hayıflanır, bir gün kullanıma açılması hayali kurarken, ya yıkılması?

Bizim (merkez Zonguldak’ın) kaleleri, surları, arkeolojik kentleri yok. 200 yıllık bir kentiz şunun şurasında. Bunlar yerine şirketimiz, sonra kurumumuz var. Endüstriyel tarihimiz var. İyisiyle kötüsüyle. Onun yarattığı yapılar var, hikâyeleriyle.

Bu kentin endüstriyel tarihinin direkt ve dolaylı özgün yapılarını yıkmanın, Diyarbakır’ın surlarını, Bodrum’un antik tiyatrosunu yıkmaktan farkı yok.

İşte bu yüzden siz her yıkımda yıllar içinde ilmek ilmek örülmüş bağları koparıyorsunuz. Bu yüzden Yayla’nın yıkılması geleceğimi tehdit altında hissettiren çok çok büyük bir kalp kırıklığı bende. İçim eksiliyor. Aidiyet, güven duygum sarsılıyor. Kalbim ağırlaşıyor, nefesim daralıyor, kaygı artıyor. Basit bir “nostaljicilik” ya da “istemezükçülük” değil. Hiç değil. Anlatması zor bir şey.”