Zonguldak TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi, 3 Mart Kozlu grizu faciasının 34. yıldönümünde anma programı düzenledi. Maden Müzesi yanında gerçekleşen törene, GMİS yöneticileri, TTK yetkilileri, CHP temsilcileri ve sendika üyeleri katıldı.
Program saygı duruşu, çelenk sunumu ve günün anlam ve önemine dair konuşmalarla başladı.
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Levent Yağcıoğlu, kazaların önlenebilir olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“KAZA, KADER, FITRAT KADERCİLİĞİN BİLİM VE TEKNİĞİ KUŞATMASI”
“Bugün 3 Mart 2026 Salı, tam 34 yıl önce Salı günü TTK Kozlu maden ocaklarında meydana gelen Gaz ve Toz Patlamalarında; 263 maden emekçisini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Simgeleşen bu günle iş kazalarında hayatını kaybeden tüm maden emekçilerinin anıları önünde saygıyla eğiliyor; onların anısını, güvenli ve insan onuruna yaraşır, çalışma koşulları için yürüttüğümüz örgütlü mücadelemizin tarihsel sorumluluğu ve hesap sorma iradesi olarak görüyoruz.Soma, Ermenek, Karadon, Şirvan, Amasra, İliç… Bu isimler yalnızca birer yer adı değil; her biri tarifsiz acıların yaşandığı yerlerdir. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gelişimine rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri aynı ölçüde geliştirilememekte; önlenebilir kazalar göz göre göre ölümlere dönüşmektedir. Etkin denetim ve yaptırım uygulanmadığı sürece de benzer acılar yaşanmaya devam edecektir. Oysa “elverişli koşullarda çalışma hakkı” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; Devlete, çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünü yüklemiştir. Bu bağlamda, İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur.
Madencilik sektörü, doğası gereği içerdiği riskler nedeniyle kendine has bir özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren en ağır ve riskli sektörlerin başında gelmektedir.
Ülkemizdeki madencilik kamu kurum ve kuruluşlarında oluşan madencilik kültürünün bilgi ve deneyime ulaşması uzun yıllar gerektirmiştir. Ancak, 80‘li yılların başından itibaren uygulanan özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans gibi örgütümüzün karşı olduğu uygulamalar ile ülke madenciliği küçültmüş, havza madenciliğinden vazgeçilmiş, ruhsatlar bölünerek parçalanmış, madencilik bilgi, deneyim ve birikimi yok edilmiştir. Maden işletme faaliyetlerinin, bu birikim ve deneyime sahip olan kamu kurum ve kuruluşları yerine, teknik ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimsiz ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması, buna ek olarak denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılmaması, kazaları beraberinde getirmektedir. Bu kazalarda maden mühendisi meslektaşlarımız da yaşamlarını yitirmektedirler. Ülkemizde “madencilik” denilince akla önce yas, sonra isyan gelmektedir. Çünkü maden işçisine “fıtrat” adı altında reva görülen, özünde siyasi tercihlerin sonucu olarak yaşanan iş kazalarının ortak özelliklerini üç kelimeyle özetlemek mümkün: “Denetimsizlik, güvencesizlik ve cezasızlık”. TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi olarak bir kez daha altını çiziyoruz: iş kazalarının % 98’i önlenebilir kazalardır. İş kazalarını önlemenin maliyeti bir iş kazası neticesinde karşı karşıya kalınan maliyetlerden daha düşüktür. Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmadan; üniversitelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali yönden bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve iş güvenliği kurumu oluşturulmadan bu tablo değişmeyecektir. Alın terinin karşılığını alabilmek için ülkenin dört bir yanında mücadele eden emekçilerin emeği, sendikal hakları ve yaşam hakkı güvence altına alınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. 3 Mart 1992‘de TTK Kozlu‘da ve diğer iş kazalarında yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyor kazasız bir iş yaşamı diliyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
GMİS’TEN KAMUSAL ÜRETİM VE GÜVENLİK VURGUSU
Ardından konuşan Genel Maden İşçileri Sendikası Genel sekreteri İsa Mutlu, “Allah aşkına, yıllardır söylediklerimizi artık daha iyi anlaşılmasını umut ediyorum. Devlet eliyle işletilmesi gerektiğini ifade ettiğimiz konuların, bugün yaşananlardan sonra daha net görüldüğünü düşünüyoruz. Özellikle son günlerde ülkemizde hak mücadelesi veren, haksızlığa karşı direnen değerli emekli kardeşlerimize buradan selam gönderiyoruz. Ülkemizde maalesef yıllardır bazı sahalar özel sektöre ruhsat usulüyle devredildi. Bu devirlere rağmen, yaşanan suistimallere rağmen bu şirketlere çeşitli kolaylıklar sağlandı. Buna karşılık Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) işçi azlığı ve norm kadro eksikliği nedeniyle üretimde sıkıntılar yaşandığını yıllardır dile getiriyoruz. Norm kadronun hâlâ tamamlanmamış olması son derece manidardır. Biz defalarca söyledik: İş güvenliği ve işçi sağlığı riske girmeden üretim yapılmalıdır. Kadrolar bir an önce tamamlanmalıdır. Devlet eliyle işletilmesi gereken sahaların, özel sektöre devredilmesi yerine kamunun işletmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
2004 yılında ‘Devletten sahayı alacağız, 5 milyon ton kömür üreteceğiz, binlerce kişiye istihdam sağlayacağız’ diye açıklamalar yapanların, aradan geçen yıllara rağmen verdikleri sözleri yerine getiremediklerini görüyoruz. Ne vaat edilen üretim gerçekleşti ne de istihdam sağlandı.
Bir taraftan birkaç özel şirkete tüm imkânlar sağlanırken, diğer taraftan kamuda, iş güvenliği ve işçi sağlığı gerekçesiyle ocakların kapatılması kabul edilemez. Devletin imkânları üç-beş sermaye grubuna seferber edilirken, kamu ocaklarının yatırım eksikliği nedeniyle durdurulması doğru değildir.
Yapılması gereken bellidir: Eksiklikler hızla giderilmeli, mevzuata aykırı hususlar varsa ivedilikle düzeltilmelidir. Eğer mevzuatta yorum farkı varsa, mevzuat açık ve anlaşılır hale getirilmelidir. Bir gecede çıkarılan düzenlemelerle çalışanları ve kamuoyunu belirsizlik içinde bırakmak doğru değildir.
Umut ediyoruz ki yaşanan bu gelişmeler, ülkemizin enerji kaynaklarının devlet eliyle, kamu yararı gözetilerek çıkarılmasının önemini bir kez daha hatırlatır. Enerjide dışa bağımlılığı artıracak adımlar yerine, yerli üretimi güçlendirecek politikalar hayata geçirilmelidir.
Son olarak, hak mücadelesi veren tüm emekçi kardeşlerimize selamlarımızı iletiyor; bu tür kazaların ve acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz. Hepinize saygı ve teşekkürlerimizi sunuyorum" şeklinde konuştu