Zonguldak

Doktor Yurtbay’dan edebi keşif: Şıvazat Hanım

Ünlü Devrekli Şair Rüştü Onur’un eşi Mediha, Bitlisli Arap asıllı Şerefhanoğulları aşiretine mensuptu, ablası Şıvazat Hanım sağ ve İstanbul’da yaşıyor

Abone Ol

Zonguldak’ın ünlü isimlerinden aktivist, şair ve yazar Opr. Dr. Kemal Yurtbay son yaptığı İstanbul ziyaretinde Zonguldak’ın edebiyat tarihine büyük katkı yapacak bir gelişmeyi kamuoyuna duyurdu.

Adeta “edebi keşif” niteliğindeki bu gelişme Devrekli ünlü şairimiz Rüştü Onur’un şimdiye kadar bilinmeyen bir yaşam kesitinden güzel bir örneği ve bir aşkın nasıl filizlendiğini güzel bir bakış açısıyla ve belki kaderin de bir parça yardımıyla karşımıza çıkardı.

Opr. Dr. Kemal Yurtbay daha sonra bu gelişmeyi kamuoyuna da kendi ağzından şu şekilde duyurdu:

“İstanbul'a her geldiğimde Beşiktaş Çarşısı'nda, Şair Leyla Sokağı'nda bulunan Beşiktaş Köftecisi benim en favori uğrak yerlerimdendir. Mekanın tam karşısında metal paravanla çevrilmiş bina enkazı yıllardır öylece durur. Bina enkazının devamında iki isme ait görüntü göze çarpar. Biri sokağa adını veren "Şair Leyla Sokağı" tabelası, öbürü Devrekli şair Rüştü Onur'un bir şiirinin yazılı olduğu oldukça eski bir duvar. Fakat yazı da duvar kadar eskiydi ki iyice silikleşmişti.

Son geldiğimde yazının yenilenerek net okunur hale getirildiğini görünce sevindim, hemşerimiz adına. Benim merek ettiğim, bu şiiri bu duvara yazan ya da yazdıran kim veya kimler olduğuydu. Bunu da bilse bilse bu sokağın en eski esnaflarından biri olarak bu mekanın sahibi bilirdi.

Masamın 1- 2 metre uzağında bir iskemlede oturan ve birbiri ardına sigara içen yaşlı bir kadınla sohbet etmekte olan mekan sahibine merak ettiğim yazının hikayesini sorduğumda hiç beklemediğim bir sürprizle karşılaştım. Mekan sahibi "Tam yerine geldiniz" diye cevap verdikten sonra karşısındaki yaşlı kadını işaret etti. Meğer yaşlı kadın Rüştü Onur'un baldızı, yani Mediha'nın kardeşi olurmuş. Önce buna inanasım gelmedi. Çünkü, abla Mediha 1940'lı yılların başlarında öldüğünü biliyordum; bu durumda bir kardeşinin hâlâ yaşıyor olacağına pek aklım yatmamıştı. Ama, abla 19 yaşında öldüğünde 9 yaşında olduğunu, şimdiki yaşının da 94 olduğunu öğrenince doğruluğuna kani oldum. Bunun üzerine "Ben de Rüştü Onur hemşerim olur" deyince yaşlı kadın benimle daha bir ilgilenir oldu. Artık ben oğlan tarafı, o da kız tarafı olarak konuşuyorduk. Sorduğumda yaşlı kadınını adının Şıvazat olduğunu öğrendim. Şıvazat Hanım, onca yaşına ve günde içtiği 1,5 paket sigaraya rağmen oldukça dinç ve fit, hafızası son derece berrak, kulakları iyi duyuyor, kusursuz İstanbul şivesiyle konuşuyor, kıyafetiyle ve çantasıyla tam bir zerafet abidesi; kısacası tam bir İstanbul hanımefendisiydi. 200 yıllık İstanbullu bir ailedendi. Ailenin kökeni Bitlis'in Arap asıllı Şerefhanoğulları aşiretine dayanıyordu. Hatta, "Bitlis'te beş minare" türküsünün annesi Zehra Hanım için yazılmış olduğundan dem vurdu. İki oğlu, beş torunu vardı. Makine mühendisi olan büyük oğlunu 2 ay önce kanserden kaybetmiş. Kocasını da 33 yıl önce kaybetmiş. Karşıdaki yıkık ev de meğer ailece oturdukları eski evleriymiş. Rüştü Onur da Mediha ile evlendikten sonra bu evde yaşamaya başlamış. Oldukça titiz bir adam olan kız babası Rüştü'yü nikah yapmadan eve sokmamış. Ev yıkıldıktan sonra Yıldız'a taşınmış ama yaz kış demeden her gün bu mekana gelir, gününün büyük bölümünü burada geçirirmiş. Bu çevrede o kadar tanınmış ki gelen geçen ona anne diye hitap ediyordu.

Şıvazat Hanım SSK emeklisiydi. Bu evin yakınlarında babasına ait büyük bir manav dükkanı varmış ve bu dükkanın bir çalışanı olarak emekli olmuş.

Mediha'ya gelirsek:

Bir katiplik sınavını kazanarak Karabük Demir Çelik'te işe başlamış. Rüştü ile Karabük'e gitmek üzere bindiği vapurda tanışmışlar. Rüştü ile Mediha'nın bütün yazışmalarının hepsini hâla evinde saklıyormuş. Devrekli şair yazar ve gazeteci, aynı zamanda bir Rüştü Onur araştırmacısı ve ROSAK(Rüştü Onur Sanat ve Kültür Vakfı) kurucusu olan İbrahim Tığ arkadaşımın yazdığı kitaptan bu mektupları okuduğumu söyleyince sevindiğini ifade etti. Kelebeğin Rüyası filminin yapımcısı ve yönetmeni Yılmaz Erdoğan onlara gelip para teklifinde bulunmuş ama kabul etmemişler; sadece çiftin mezarlarının yapılmasını istemişler ve istek hemem yerine getirilmış. Davet edildikleri Kelebeğin Rüyası filminin galasına gittiklerinde babasının şalvarlı görüntüsüyle karşılaşınca dayanamayıp adamakıllı bir çığlık atmış Şıvazat Hanım. Çünkü baba da takım elbisesiz, kravatsız sokağa adımını atmayan tam bir İstanbul beyfendisiydi.

Mediha ile Rüştü'nün mezarları baba ile yan yana Ortaköy'de imiş. Şıvazat Hanım, konuşmamız sona erdiğinde büyük bir nezaketle izin isteyerek yerinden doğruldu ve bir genç kız çevikliğinde yürüyerek gözden kayboldu.

Güle güle Şıvazat Hanım Teyze. Şair Leyla Sokağının yürüyen tarihi. Bir daha görüşmek ümidiyle hoşça kal.”