<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Zonguldak Haberleri</title>
    <link>https://www.safakgazete.com</link>
    <description>Zonguldak'ın en güncel haber akışı ile sizlere güvenilir ve doğru habercilik sunuyoruz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.safakgazete.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 04 Sep 2026 14:57:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyada sayılı örneği var: Türkiye’de ilk kez Gaziantep’te uygulandı]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/dunyada-sayili-ornegi-var-turkiyede-ilk-kez-gaziantepte-uygulandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/dunyada-sayili-ornegi-var-turkiyede-ilk-kez-gaziantepte-uygulandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep’te 48 yaşındaki Ziya Özer’in kalbindeki delik, ikinci açık kalp ameliyatına gerek kalmadan özel anjiyografik yöntemle kapatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde daha önce mekanik aort kapak ameliyatı geçiren 48 yaşındaki Ziya Özer’in kalbinde oluşan delik, açık kalp ameliyatına gerek kalmadan anjiyografik yöntemle kapatıldı. Hastane yönetimi, uygulamanın Türkiye’de ilk kez gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>

<p>Dört çocuk babası Ziya Özer, nefes darlığı, yürümekte zorlanma ve efor kapasitesinde azalma şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan incelemelerde, daha önce geçirdiği kalp ameliyatının ardından iki kalp boşluğu arasında delik oluştuğu belirlendi.</p>

<h3>İkinci açık kalp ameliyatı riskli bulundu</h3>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde yapılan değerlendirmelerde, Özer’in ikinci kez açık kalp ameliyatına alınmasının daha riskli ve uzun bir süreç olabileceği değerlendirildi.</p>

<p>Doktorlar bunun üzerine kalpteki deliğin göğüs kafesi açılmadan, anjiyografik yöntemle kapatılması için hazırlık yaptı.</p>

<p>İşlem; Erişkin Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Veysel Özgür Barış, Pediatrik Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Münevver Tuğba Temel ve Anesteziyoloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Şevki Sarı tarafından gerçekleştirildi.</p>

<h3>İşlem 1,5 saat sürdü</h3>

<p>Yaklaşık 1,5 saat süren işlem sırasında daha önce yerleştirilen mekanik aort kapağının varlığı nedeniyle kalpteki deliğe ulaşmanın teknik olarak zor olduğu belirtildi.</p>

<p>Doktorlar, kardiyak tomografi ile yapılan ölçümlerin ardından uygun cihazı kullanarak kalpteki deliği kapattı. İşlem sırasında mekanik aort kapağında herhangi bir sorun yaşanmadığı bildirildi.</p>

<h3>Kalbin çalışma oranı yeniden yükseldi</h3>

<p>Doç. Dr. Veysel Özgür Barış, hastanın kalp çalışma oranının yıllar içinde yaklaşık yüzde 60’tan yüzde 40’a düştüğünü, işlemden sonraki yaklaşık bir aylık süreçte ise yeniden yüzde 60 seviyesine çıktığını söyledi.</p>

<p>Barış, benzer vakaların dünyada da çok sınırlı sayıda bulunduğunu ve yaptıkları araştırmalarda Türkiye’de daha önce mekanik aort kapağı bulunan bir hastada bu yöntemin uygulanmadığını belirlediklerini ifade etti.</p>

<h3>“Türkiye’de bir ilk”</h3>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Ulaşan da işlemin kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, pediatrik kardiyoloji, radyoloji ve anestezi ekiplerinin ortak değerlendirmesi sonucu gerçekleştirildiğini belirtti.</p>

<p>Ulaşan, literatür taramalarında benzer uygulamaların dünyada yalnızca sınırlı sayıda vakada gerçekleştirildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Şimdi daha rahat yürüyorum”</h3>

<p>İşlem sonrası sağlık durumunun iyi olduğunu belirten Ziya Özer, daha önce yürümekte ve merdiven çıkmakta zorlandığını söyledi.</p>

<p>Özer, tedavinin ardından nefes darlığının azaldığını ve günlük yaşamını daha rahat sürdürmeye başladığını ifade etti.</p>

<p><img height="548" src="https://safakgazetecom.teimg.com/safakgazete-com/uploads/2026/09/acik-kalp-ameliyati.jpg" width="800" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/dunyada-sayili-ornegi-var-turkiyede-ilk-kez-gaziantepte-uygulandi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/dunyada-sayili-ornegi-var.jpg" type="image/jpeg" length="57242"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kulağında Frank çizgisi olanlar önce aile hekimliğine başvurmalı]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/kulaginda-frank-cizgisi-olanlar-once-aile-hekimligine-basvurmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/kulaginda-frank-cizgisi-olanlar-once-aile-hekimligine-basvurmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerin en çok konuşulan sağlık konularından biri olan Frank çizgisinin her zaman koroner arter hastalığı habercisi olmadığını belirten Prof. Dr. Mustafa Hakan Dinçkal, yine de bu işareti taşıyanların aile hekimliğinde rutin kontrollerini aksatmaması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Dinçkal, risk faktörlerinin takibi için kolesterol, kan şekeri ve tansiyon seviyelerine bakılması gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Hakan Dinçkal, yapılan çalışmalarda Frank çizgisinin koroner arter hastalığıyla ile ilişkili olabileceğinin görüldüğünü belirtti. Kulak memesindeki hafif bir kırışıklıktan çok derin yarığa kadar gidebilen bu fenomenin yaşlılıkla veya buradaki damarların iltihaplanması ile ilişkili olabileceğini belirtmiş "Aynı şekilde koroner arter hastalığında da aynı kök neden olabileceği için aralarında bir ortak korelasyon mevcuttur. Koroner arter hastalığı sıklığı arttığında bu belirtinin de arttığı görülmüş" dedi.<br />
<br />
Bu belirti üç seviyede kendini gösteriyor<br />
Frank çizgisinin üç derecesi olduğunu belirten Prof. Dr. Mustafa Hakan Dinçkal, şu ifadeleri kullandı: "Basit kırışıklıktan, derin katlantıya veya geniş bir yarık şekline kadar değişen dereceleri mevcuttur. Yaş arttıkça bunlar da artıyor. Aynı kök nedene bağlı olarak kulak memesindeki damarlarda inflamasyonla birlikte koroner arterdeki inflamasyon artabilir ama bire bir neden sonuç ilişkisi maalesef yok. Bunu gördüğümüzde ‘Bu hastanın kesin koroner arter hastalığı var’ veya ‘İleri derecede koroner arter hastalığı var veya çok ciddi kalp krizi geçirebilir’ şeklinde bir ilişki söyleyemeyiz. Bu belirtiyi gördüğümüzde sadece bu hastada biraz daha dikkatli olmamız gerekir."<br />
<br />
Kalp sağlığı için doğru yaşam tarzı şart<br />
"Kulakta Frank işareti varsa aile hekimlerimize başvurmamız gerekir. Aile hekimimiz bunu gördüğünde ek risk faktörleri de varsa bir kardiyoloğa yönlendirebilir" diyen Prof. Dr. Dinçkal, risk faktörlerini şöyle aktardı:<br />
"İlk dört risk faktörü kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, şeker hastalığının olması ve tansiyonumuzun yüksek olması. İkinci dörtlü ise yaşam tarzımızla ilişkili şeyler: Yapmamız gerekenlerden ilki Akdeniz diyeti. Öncelikle tercih etmemiz gereken gıdalar, sebze ve zeytinyağlılar, balık ve gezen tavuk, hindi, merada yetişmiş küçük ve büyükbaş hayvanların etleri gibi sağlıklı proteinler ve tam tahıllı karbonhidratlar olarak kısaca sıralayabiliriz. Ayrıca margarin, işlenmiş et, şekerli ve tatlandırıcılı meşrubatlar ve paketli gıdalardan uzak durmamız gerekir. İkincisi günlük en az 5 -7 bin adım atmak ve haftanın üç günü hafif orta seviyeli egzersiz yapmak gerekir. Üçüncüsü vücut kitle endeksimizi 25’in altında tutmamız ve dördüncü olarak uykumuzun 7-9 saat arasında olması bizim ana yaşam tarzı değişiklikleri içinde yapmamız gereken şeyleri oluşturuyor."<br />
<br />
Vücutta kolesterolü işaret eden iki belirti<br />
Kolesterolün kalp sağlığı üzerindeki etkisini hatırlatan Dinçkal, yüksek kolesterolü gösteren vücuttaki bazı belirtileri şöyle anlattı: "Göz kenarlarında ksantelazma dediğimiz yağ parçacıklarından oluşan beyaz lekelenmeler ya da kollarımızda yağ nodülleri olursa kolesterol yüksekliğinin belirtisi olabilir. Bunlar dışında dışardan bakarak bu kişide koroner arter hastalığı olabilir diyeceğimiz başka bir bulgu yok maalesef."<br />
<br />
Kolesterolüne dikkat etmesi gereken riskli gruplar<br />
"Eğer bir kişide koroner arter hastalığı başladıysa mutlaka kolesterolü düşürülmelidir. Koroner arter hastalığı ve ek risk faktörleri olmayan kişilerde belli bir seviyeye kadar kolesterol yüksekliğine ki bu genelde LDL 190 seviyesi olur; müdahale etmeyebiliyoruz" diyen Prof. Dr. Mustafa Hakan Dinçkal, "Ancak stent takıldıysa, kalp krizi geçirdiyseniz, baypas olduysanız, anjiyo oldunuz ve damarlarınızda plaklanmalar görüldüyse veya ultrason yapıldı şah damarlarınızda plaklanmalar görüldüyse artık kolesterolünüz mutlaka normal seviyenin altına düşürülmesi gerekir" diyerek sözlerini noktaladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/kulaginda-frank-cizgisi-olanlar-once-aile-hekimligine-basvurmali</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/kulaginda-frank-cizgisi.jpg" type="image/jpeg" length="67292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir hayatın ardından 8 hayat]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/bir-hayatin-ardindan-8-hayat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/bir-hayatin-ardindan-8-hayat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de 32 binden fazla kişi organ nakli için beklerken, beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin bağışlanan organları 8 hastaya umut olabiliyor. Konya Şehir Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, Türkiye'de beyin ölümü gerçekleşen hastaların aile onay oranının yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olduğunu, bu oranın Avrupa ülkelerinde yüzde 70-75, İspanya'da ise yüzde 80'lere kadar çıktığını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Türkiye'de organ nakli bekleyen hasta sayısının her geçen gün arttığını belirten Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, organ bağışının hastalar için büyük bir umut olduğunu söyledi. Yazar, "Ülkemizde 32 binden fazla kişi organ nakli için bekliyor. Her yıl binlerce kişi belki de bu bekleme sırasındayken hayatını kaybediyor ve binlerce kişi de bu listeye ekleniyor. O yüzden bu insanlara umut olmak adına öncelikle organ bağışı çok önemli" dedi.<br />
<br />
"Bir kişinin organları 7-8 hastaya umut olabiliyor"<br />
Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişinin organlarının birden fazla hastaya nakledilebildiğini ifade eden Yazar, "Yoğun bakımda beyin ölümü gerçekleşmiş, vefat etmiş bir kişiden nakil söz konusu olduğunda kalp, akciğer, karaciğer, iki böbrek, ince bağırsak ve pankreas nakledilebiliyor. Hatta uterus yani rahim nakli bile gerçekleştirilebiliyor. Bu şekilde düşündüğümüzde yoğun bakımda vefat eden, beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden yaklaşık 7-8 organın 7-8 kişiye umut olması mümkün" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"En büyük endişelerden biri yoğun bakımda cenazenin bütünlüğünün bozulması endişesi"<br />
Beyin ölümünün aileler tarafından zaman zaman yanlış anlaşılabildiğini belirten Mehmet Akif Yazar, "Kişinin kendi organlarını bağışlamasına veya yoğun bakımda vefat eden bir kişinin, beyin ölümü gerçekleşmiş bir yakınının organlarını bağışlamasına gelindiğinde biraz daha çekinceler veya endişeler söz konusu olabiliyor. Kalbi atan ancak beyin ölümü gerçekleşmiş, tıbben ve hukuken vefat etmiş kişiler, bitkisel hayatla karıştırılabiliyor. 'Öldü mü, ölmedi mi?' düşüncesi aile bireylerinde söz konusu olabiliyor. Bu açıdan bu endişenin üzerinden gelmek veya üstesinden gelmek adına onların yeterli derecede bilgilendirilmesi, hekimler ve yoğun bakım çalışanları tarafından çok önemli. Yine en büyük endişelerden bir tanesi, yoğun bakımda cenazenin bütünlüğünün bozulması endişesi. Aileler, yoğun bakımda vefat etmiş yakınlarının cenaze bütünlüğünün bozulmasını istemedikleri için organ bağışına onay vermeyebiliyor ama oysa nakil olmuş bir cenazede, donörde, normal bir ameliyat nasıl gerçekleşiyorsa o estetik anlayışla organlar nakledildikten sonra cenaze usulüne uygun olarak hasta yakınlarına teslim ediliyor" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Konya'da beyin ölümü gerçekleşip de aile tarafından onaylanan oran 10 beyin ölümünde 2"<br />
Organ bağışlarına değinen Doç. Dr. Yazar, "Organ bağışı için düşündüğümüzde, aslında ülkemizde yılda 30 bin ile 40 bin arasında organ bağışı olduğunu görüyoruz. Bu sayı aslında azımsanacak bir sayı değil, çok iyi bir sayı. Yani ülkemizde 40 bin civarında organ nakli bekleyen kişi düşündüğümüzde, bir yılda yine 40 bine yakın organ bağışının olması çok iyi bir sayı. Ancak bunun karşılığının olup olmadığını, biz yoğun bakımda vefat eden, beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin aile onay sayılarına göre anlıyoruz, biliyoruz. Peki bu sayılara baktığımızda sayılar nasıl, örnek veriyorum geçen yıl ülkemizde 2 bin 500 civarında beyin ölümü gerçekleşmişken bunun yaklaşık yüzde 20'si, yani 10 beyin ölümünden sadece 2'sine aileleri nakil için onay vermiş. Bu yıl da durum çok farklı değil. Türkiye ortalaması zaten yüzde 20 civarında. Dünya ülkelerine baktığımızda Amerika'da, Avrupa'da bu oranlar yüzde 70, hatta İspanya gibi ülkelerde yüzde 80'lere çıkıyor. Yani beyin ölümü gerçekleşen 10 kişiden 8'ine aileleri onay verebiliyor ama ülkemizde bu oranlar gerçek anlamda çok düşük. Türkiye'de 9 bölge koordinasyon merkezine baktığımızda beyin ölümü gerçekleşip de aileleri tarafından nakil için onay verilen oranların yüzde 40 civarında Bursa, yine yüzde 30 civarında İzmir, yüzde 25-30'lara yakın Samsun bölgesinde olduğunu görüyoruz. Yine Antalya, Türkiye ortalaması civarlarında, yüzde 17-20 civarlarında. Konya da aynı şekilde Türkiye ortalamasıyla paralel seyrediyor. Yani Konya'da beyin ölümü gerçekleşip de aile tarafından onaylanan oran yine yaklaşık 10 beyin ölümünde 2 onay şeklinde ama bu sayıların dünya ortalamasına ulaşması için daha ciddi çalışmalara ihtiyaç var" dedi.<br />
Doç. Dr. Mehmet Akif Yazar, "Sağlık Bakanlığımız, organ bağışının daha da kolay yapılması amacıyla e-Devlet üzerinden veya e-Nabız üzerinden organ bağışının artık kolay bir şekilde yapılmasını sağladı. Artık vatandaşlarımız e-Nabız'a girerek orada organ bağışı butonunu görüp işlemleri çok kısa bir süreç içerisinde gerçekleştirerek organ bağışında bulunabilirler. Organ bağışı, candan cana en büyük sadakadır, diyordu Diyanet İşleri Başkanımız. Gerçekten de hayattayken eğer birisine bir faydamız olacaksa, aslında en güzel sadakanın, candan cana bir bağış olan organ bağışı olduğunu buradan vatandaşlarımıza hatırlatmak istiyorum" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/bir-hayatin-ardindan-8-hayat</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/bir-hayatin-ardindan-8-hayat.jpg" type="image/jpeg" length="13987"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Haftada 2 kez balık tüketimi sağlıklı beslenmeyi destekliyor]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/haftada-2-kez-balik-tuketimi-saglikli-beslenmeyi-destekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/haftada-2-kez-balik-tuketimi-saglikli-beslenmeyi-destekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balığın kaliteli protein, vitamin, mineral ve omega-3 yağ asitleri açısından önemli bir besin kaynağı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Banu Doğanlar, "Haftada en az iki kez balık tüketilmelidir. Öğünlerden en az birinde somon, sardalya, uskumru veya hamsi gibi yağlı balıkların tercih edilmesi ve farklı balık türlerinin dönüşümlü olarak tüketilmesi sağlıklı beslenme açısından önem taşıyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Balık sezonu açılmasıyla uzun zamandır balığa hasret kalanlar için doğru balık seçimi ve pişirme yöntemlerinin bir kez daha önem kazandığının altını çizen Medical Park TEM Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Banu Doğanlar, dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. Doğanlar, balığın kaliteli protein, B12 ve D vitamini, iyot, selenyum ve özellikle yağlı balıklarda bulunan omega-3 yağ asitleri açısından değerli bir besin olduğunu belirtti. Balık tüketiminde yalnızca miktarın değil; balığın türü, tazeliği, kaynağı ve pişirme yönteminin de önem taşıdığını ifade eden Doğanlar, farklı balık türlerinin dönüşümlü tüketilmesini önerdi.<br />
"Haftada en az iki kez balık tüketilmeli"<br />
Balığın yalnızca sezon başladığında değil, yıl boyunca düzenli olarak beslenme düzeninde yer alması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Banu Doğanlar, "Balık; kaliteli protein, B12 vitamini, D vitamini, iyot, selenyum ve özellikle yağlı balıklarda bulunan EPA ve DHA türü Omega-3 yağ asitleri açısından oldukça değerli bir besindir. Genel olarak haftada en az iki kez balık tüketimi iyi bir hedeftir. Bu öğünlerden en az birinin somon, sardalya, uskumru veya hamsi gibi yağlı balıklardan seçilmesi omega-3 alımını artırmak açısından faydalı olur" şeklinde konuştu.<br />
Balık tüketiminde çeşitliliğin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Aynı balığı sürekli tüketmek yerine farklı türleri dönüşümlü olarak tercih etmek hem besin çeşitliliğini artırır hem de belirli bir balık türüne özgü çevresel kirleticilere maruziyeti azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu.<br />
"Omega-3 açısından yağlı balıklar öne çıkıyor"<br />
Omega-3 açısından özellikle yağlı balıkların önemli bir kaynak olduğuna değinen Uzm. Dyt. Doğanlar, somon, sardalya, uskumru, ringa balığı ve alabalığın yanı sıra hamsinin de iyi seçenekler arasında yer aldığını söyledi. Balık seçiminde yalnızca yağ oranına odaklanılmaması gerektiğini vurgulayan Doğanlar, "Balığın türü, tazeliği, kaynağı, mevsimi ve pişirme yöntemi birlikte değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.<br />
Balık satın alırken güvenilir ve soğuk zinciri korunmuş satış noktalarının tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, farklı balık türlerinin dönüşümlü tüketilmesini ve çok büyük, uzun ömürlü yırtıcı balıklarda civa riskinin göz önünde bulundurulmasını önerdi.<br />
"Büyük balık her zaman daha sağlıklı değildir"<br />
"Büyük balık daha sağlıklıdır" düşüncesinin doğru olmadığını belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, özellikle büyük ve yırtıcı balıklarda cıva seviyelerinin daha yüksek olabileceğini ifade etti. Doğanlar, "Cıva, besin zincirinde biyobirikim ve biyobüyütme nedeniyle özellikle uzun yaşayan ve diğer balıkları yiyen büyük yırtıcı balıklarda daha yüksek seviyelere ulaşabilir. Bu nedenle köpekbalığı, kılıç balığı, kral uskumru, marlin ve bigeye ton balığı gibi bazı büyük ve yırtıcı türler cıva açısından daha risklidir" dedi.<br />
Balık seçiminde büyüklük yerine tür çeşitliliği ve düşük cıva içeren seçeneklerin tercih edilmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğunu kaydeden Uzm. Dyt. Doğanlar, balık tüketiminde çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini aktardı.<br />
"Taze balık yoğun ve kötü kokmamalı"<br />
Balığın tazeliğinin tüketim güvenliği açısından önemli olduğunu belirten Doğanlar, alışveriş sırasında bazı temel özelliklere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Taze balığın hafif ve temiz kokması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Yoğun balık kokusu, ekşi, bayat veya amonyak benzeri bir koku bulunmamalıdır. Balığın gözleri berrak, parlak ve hafif bombeli; eti sıkı ve elastik olmalıdır. Solungaçların parlak kırmızı, derisinin ise parlak ve canlı görünmesi tazelik açısından dikkat edilebilecek özelliklerdir" dedi.<br />
Satın alınan balığın soğuk zincirinin korunmasının önemine de dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, taze görünmenin balığın tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini belirterek uygun saklama ve pişirme koşullarına uyulması gerektiğini ifade etti.<br />
"Fırın ve buğulama iyi seçenekler"<br />
Balığın pişirme yönteminin de beslenme açısından önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Doğanlar, "Fırın ve buğulama, günlük beslenmede tercih edebileceğimiz yöntemlerdir. İlave yağ miktarı kontrol edilebilir ve balığın doğal lezzeti korunabilir. Izgara da uygun sıcaklıkta ve balık aşırı kurutulmadan yapıldığında iyi bir seçenektir. Ancak çok yüksek ısıda uzun süre pişirmekten ve balığı yakmaktan kaçınılmalıdır" diye konuştu.<br />
Balığın sağlıklı bir besin olmasına rağmen pişirme yönteminin öğünün toplam enerji içeriğini etkileyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Doğanlar, balığın besin değerinden daha iyi yararlanmak için pişirme yönteminin de önem taşıdığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/haftada-2-kez-balik-tuketimi-saglikli-beslenmeyi-destekliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/balikcilarin-yuzunu-gulduren-haberler-gelmeye-basladi.jpg" type="image/jpeg" length="93881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[''Jinekolojik kanserlerde erken tanı hayat kurtarıyor'']]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Liv Hospital Ulus Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alper Karalök, jinekolojik kanserlerde erken tanının yanı sıra koruyucu sağlık uygulamalarının da önemine dikkat çekerek, özellikle HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı konusunda toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın sağlığını tehdit eden jinekolojik kanserler, erken dönemde fark edildiğinde tedavi başarısının önemli ölçüde artırılabildiği hastalıklar arasında yer alıyor. Rahim ağzı, rahim, yumurtalık, vulva ve vajina kanserleri konusunda farkındalığın artırılması, korunma yöntemlerinin bilinmesi ve düzenli kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşıyor. Eylül ayı, jinekolojik kanserler konusunda farkındalık oluşturmak ve kadınları hastalıkların belirtileri, korunma yöntemleri ve erken tanı konusunda bilinçlendirmek açısından önemli bir dönem olarak öne çıkıyor.<br />
"Her belirti kanser değildir, ancak hiçbir belirti ihmal edilmemeli"<br />
Jinekolojik kanserlerin bazı türlerinin erken dönemde belirti vermeyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Alper Karalök, özellikle normal dışı vajinal kanamaların önemli bir uyarı işareti olabileceğine dikkat çekti.<br />
Prof. Dr. Karalök, "Adet dönemleri arasında görülen kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanama veya özellikle menopoz sonrasında ortaya çıkan vajinal kanama mutlaka değerlendirilmelidir. Bunun yanında uzun süren kasık veya karın ağrısı, karında şişkinlik, dolgunluk hissi, açıklanamayan kilo değişiklikleri ve idrar ya da bağırsak alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler de dikkate alınmalıdır. Bu belirtilerin her biri kanser anlamına gelmez; ancak kalıcı veya tekrarlayan şikâyetlerde hekime başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşır" dedi.<br />
''Rahim ağzı kanserine karşı HPV aşısıyla korunmak mümkün ''<br />
Rahim ağzı kanserinin büyük bölümünün HPV enfeksiyonu ile ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Karalök, HPV'ye karşı geliştirilen aşıların rahim ağzı kanserinden korunmada önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.<br />
"HPV, yalnızca rahim ağzı kanseriyle değil, kadın ve erkeklerde görülebilen bazı diğer kanserlerle de ilişkili bir virüstür. HPV aşısı, kansere yol açabilen HPV tiplerine karşı koruma sağlayarak rahim ağzı kanseri riskinin azaltılmasında önemli bir araçtır" diyen Prof. Dr. Karalök, aşının mümkün olan en uygun yaş döneminde yapılmasının önemine dikkat çekti.<br />
HPV aşısının yalnızca kadınlara yönelik olmadığına da değinen Karalök, "HPV hem kadınları hem erkekleri etkileyebilen bir virüstür. Bu nedenle HPV aşısı yalnızca rahim ağzı kanserinden korunma açısından değil, HPV ile ilişkili diğer hastalıkların önlenmesi açısından da önem taşır. Aşının hangi yaşta ve kaç doz uygulanacağı kişinin yaşına ve sağlık durumuna göre hekim tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.<br />
''Aşı oldum, artık taramaya gerek yok'' düşüncesi doğru değil<br />
HPV aşısının önemli bir koruyucu yöntem olduğunu ancak mevcut tüm HPV tiplerine karşı yüzde 100 koruma sağlamadığını belirten Prof. Dr. Karalök, aşılanmanın rahim ağzı kanseri taramalarının yerine geçmediğinin altını çizdi.<br />
Karalök, "HPV aşısı olmak, düzenli rahim ağzı kanseri taramalarının bırakılması anlamına gelmez. Aşı ve tarama birbirini tamamlayan iki önemli koruyucu sağlık yaklaşımıdır. Kadınların yaşlarına ve kişisel risklerine uygun tarama programlarını hekimlerinin önerileri doğrultusunda sürdürmeleri gerekir" dedi.<br />
Yumurtalık kanserinde sinsi belirtilere dikkat<br />
Jinekolojik kanserler arasında erken tanısı daha zor olabilen yumurtalık kanserine de dikkat çeken Prof. Dr. Karalök, hastalığın başlangıç döneminde ortaya çıkan şikâyetlerin günlük yaşamda sık karşılaşılan sindirim sistemi sorunlarıyla karıştırılabildiğini belirtti.<br />
Karalök, "Uzun süre devam eden karında şişkinlik, erken doyma, iştah değişiklikleri, pelvik veya karın bölgesinde ağrı ve yeni başlayan idrar ya da bağırsak alışkanlığı değişiklikleri göz ardı edilmemeli. Özellikle bu şikâyetler yeni başladıysa, tekrarlıyorsa veya giderek artıyorsa mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir" dedi.<br />
Kişisel risklerin bilinmesi büyük önem taşıyor<br />
Jinekolojik kanserlerin ortaya çıkmasında yaş, aile öyküsü, genetik yatkınlık, hormonal ve üreme öyküsü gibi farklı faktörlerin rol oynayabildiğini belirten Prof. Dr. Karalök, özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kadınların kişisel risklerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.<br />
"Kanserle mücadelede yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonraki tedavi süreci değil, hastalığın oluşmasını önlemek ve erken yakalamak da büyük önem taşıyor. Her kadının risk profili farklıdır. Bu nedenle koruyucu uygulamalar ve tarama programları kişiye özel değerlendirilmelidir" dedi.<br />
"Farkındalık, korunmanın ilk adımı"<br />
Eylül ayının jinekolojik kanserler konusunda farkındalığı artırmak için önemli bir fırsat olduğunu belirten Prof. Dr. Karalök, kadınlara düzenli kontrollerini aksatmama çağrısında bulundu:<br />
"HPV aşısı, uygun tarama programları ve düzenli hekim kontrolleri, jinekolojik kanserlerle mücadelede elimizdeki en önemli araçlar arasında yer alıyor. Kadınların kendi sağlıkları konusunda bilinçli kararlar alması, belirtileri önemsemesi ve korunma seçeneklerini hekimleriyle konuşması çok değerli. Unutulmamalıdır ki erken fark etmek ve doğru zamanda harekete geçmek hayat kurtarabilir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/mustafa-alper-karalok.jpg" type="image/jpeg" length="15775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemik erimesi ölüme neden olabilir]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/kemik-erimesi-olume-neden-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/kemik-erimesi-olume-neden-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı zayıf, hareketsiz bir yaşam tarzına sahip ve kortizon kullanmış kişilerin kemik erimesi açısından risk altında olduğunu vurgulayan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği'nden Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara, hatta ölümlere yol açabilir" uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘kemik erimesi' olarak adlandırılan osteoporozu ‘kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi' şeklinde tanımlayan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği'nden Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi.<br />
<br />
"Kırık olana kadar belirti vermez"<br />
Konuyla ilgili önemli bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Esra Tutal, osteoporozun kırık gelişine kadar hastalarda hiçbir belirti vermeyebileceğini işaret etti. Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" dedi.<br />
<br />
"Zayıf kişilerde kemik yıkımı daha sık görülüyor"<br />
İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür. Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, sık alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" diye konuştu.<br />
<br />
"Doğru beslenmeyle önlenebilir"<br />
Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu: "Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir. Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/kemik-erimesi-olume-neden-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/kemik-erimesi.jpg" type="image/jpeg" length="88311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sertleşme sorununun tedavisinde penil protez seçeneği]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, "İlaç ve diğer tedavilere yeterli yanıt alınamayan veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez etkili bir tedavi seçeneğidir. Doğru hasta seçimi ve uygun bilgilendirme ile hastaların cinsel yaşamlarına güvenli şekilde dönmeleri mümkün olabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sertleşme sorununun yalnızca cinsel yaşamı değil, erkeklerin özgüvenini ve yaşam kalitesini de etkileyebildiğini belirten Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, "İlaç ve diğer tedavilere yeterli yanıt alınamayan veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez etkili bir tedavi seçeneğidir. Doğru hasta seçimi ve uygun bilgilendirme ile hastaların cinsel yaşamlarına güvenli şekilde dönmeleri mümkün olabilir" dedi.<br />
Medical Park Tokat Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, erkeklerde görülen sertleşme sorunu ve penil protez tedavisi hakkında bilgi verdi. Sertleşme sorununun yalnızca cinsel yaşamı etkileyen bir problem olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, bu durumun özgüven, partner ilişkileri ve yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğini dile getirdi.<br />
<br />
"Sertleşme sorunu tedavi edilebilir"<br />
Sertleşme sorununun günümüzde farklı yöntemlerle tedavi edilebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Dilmen, "Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin bunu utanılacak bir durum olarak görmemesi gerekiyor. Öncelikle sorunun altında yatan nedeni belirliyoruz. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar, enjeksiyonlar ve vakum cihazları gibi farklı tedavi seçenekleri bulunuyor. Bu yöntemlerden yeterli fayda görmeyen veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez tedavisi gündeme gelebiliyor" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Penil protez her hastaya uygulanmıyor"<br />
Penil protezin her sertleşme sorunu yaşayan erkek için uygun olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, "Penil protez, penis içerisine yerleştirilen ve sertleşmeyi sağlayan tıbbi bir cihazdır. Ancak her hastaya doğrudan protez uygulamıyoruz. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları, daha önce kullandığı tedaviler ve beklentileri birlikte değerlendiriliyor. Özellikle diyabet, damar hastalıkları veya daha önce geçirilmiş bazı ameliyatlar tedavi kararında önem taşıyor" diye konuştu.<br />
<br />
"Doğru hastada etkili bir seçenek"<br />
İlaç tedavilerinden yeterli sonuç alınamadığında protez seçeneğinin değerlendirilebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Dilmen, "Sertleşme ilaçlarının doğru şekilde kullanılmasına rağmen yeterli yanıt alınamayan hastalarda farklı tedaviler denenebilir. Bunlardan da yeterli fayda sağlanamadığında penil protez gündeme gelir. Bunun yanında diğer tedavileri kullanmak istemeyen ve daha kalıcı, öngörülebilir bir çözüm isteyen uygun hastalar için de protez değerlendirilebilir. Burada önemli olan, hastanın beklentilerinin gerçekçi olmasıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Protezin farklı çeşitleri bulunuyor"<br />
Penil protezlerin temel olarak şişirilebilir ve bükülebilir olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını kaydeden Uzm. Dr. Dilmen, "Şişirilebilir protezlerde penis içerisine yerleştirilen parçaların yanı sıra testis torbasına yerleştirilen küçük bir pompa bulunuyor. Hasta ilişki öncesinde bu pompayı kullanarak sertleşme sağlayabiliyor, ilişki sonrasında ise tekrar yumuşak hale getirebiliyor. Bükülebilir protezlerde ise pompa bulunmuyor ve penis elle istenilen konuma getirilebiliyor. Hangi protezin kullanılacağı hastanın sağlık durumu, anatomisi, beklentileri ve günlük yaşamı değerlendirilerek belirleniyor" dedi.<br />
<br />
"Dışarıdan belli olmuyor"<br />
Modern protezlerin uygun şekilde yerleştirildiğinde dışarıdan belirgin olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Dilmen, "Özellikle şişirilebilir protezlerde sistem kullanılmadığı zaman penis büyük ölçüde doğal görünümünü koruyor. Pompa da testis torbası içerisinde bulunduğu için dışarıdan genellikle fark edilmiyor. Ancak ameliyat öncesinde hastaya protezin doğal penisle tamamen aynı olmadığı ve kişiden kişiye bazı farklılıklar olabileceği anlatılmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Cinsel isteği veya orgazmı doğrudan sağlamıyor"<br />
Penil protezin temel olarak sertleşme sorununu çözmeye yönelik olduğuna değinen Uzm. Dr. Dilmen, şu bilgileri paylaştı:<br />
"Protezin kendisi cinsel isteği veya orgazmı oluşturmaz. Bu nedenle ameliyat öncesinde hastanın cinsel isteği, boşalma ve orgazm gibi diğer cinsel fonksiyonlarını da değerlendiriyoruz. Örneğin daha önce prostat kanseri nedeniyle ameliyat olmuş bir hastada protez sertleşme sorununu çözebilir ancak ameliyata bağlı olarak ortaya çıkan başka cinsel fonksiyon sorunlarını ortadan kaldırmaz."<br />
<br />
"Uzun yıllar kullanılabiliyor"<br />
Penil protezlerin uzun süre kullanılabilen dayanıklı cihazlar olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, "Protezin ömrü kullanılan cihaza ve hastanın özelliklerine göre değişebiliyor. Günümüzde kullanılan modern protezlerin mekanik dayanıklılığı oldukça yüksek. Ancak ‘ömür boyu kesinlikle değişmez' demek doğru değildir. Özellikle genç yaşta protez takılan hastalarda ilerleyen yıllarda mekanik sorun nedeniyle yeniden ameliyat gerekebilir" dedi.<br />
<br />
"En önemli risk enfeksiyon"<br />
Her cerrahi işlemde olduğu gibi penil protez ameliyatının da bazı riskler taşıdığını ifade eden Uzm. Dr. Dilmen, "En önemli riskler enfeksiyon ve protezin zaman içerisinde mekanik olarak bozulmasıdır. Günümüzde kullanılan cerrahi yöntemler ve enfeksiyondan korunmaya yönelik uygulamalar sayesinde enfeksiyon riski oldukça düşük seviyelere indirilebiliyor. Diyabet gibi bazı hastalıklar ise enfeksiyon riskini artırabildiği için ameliyat öncesinde hastanın genel sağlık durumunun mümkün olduğunca iyi hale getirilmesi önem taşıyor" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
"Sertleşme sorunu başka hastalıkların habercisi olabilir"<br />
Erkeklerin sertleşme sorununu yalnızca cinsel bir problem olarak görmemesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Dilmen, "Özellikle damar kaynaklı sertleşme sorunları kalp-damar hastalıkları ve bazı metabolik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bu nedenle sertleşme sorunu bazen vücudun başka bir bölgesindeki sağlık probleminin erken işareti olarak da karşımıza çıkabilir. Sorunun ertelenmesi hem tedavinin gecikmesine hem de yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine neden olabilir" dedi.<br />
<br />
"Utanılacak bir durum değil"<br />
Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin doktora başvurmaktan çekinmemesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, "Birçok erkek bu konuyu konuşmaktan çekiniyor veya yaşadığı sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüyor. Oysa sertleşme sorunu değerlendirilebilen ve tedavi edilebilen bir sağlık problemidir. Penil protez de tedavi seçeneklerinin başında değil, doğru hastada diğer yöntemlerden yeterli sonuç alınamadığında veya daha kalıcı bir çözüm istendiğinde değerlendirilen etkili bir seçenektir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/sertlesme-sorunu-tedavisi.jpg" type="image/jpeg" length="85215"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizi geçiren Cem Yılmaz taburcu oldu]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmaz-taburcu-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmaz-taburcu-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale’de geçirdiği kalp krizi sonucu anjiyo olan ünlü komedyen Cem Yılmaz taburcu oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ünlü komedyen Cem Yılmaz, Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy köyündeki yazlık evinde 2 gün önce kalp krizi geçirdi. Ayvacık Devlet Hastanesindeki ilk müdahalesinin ardından Cem Yılmaz, ÇOMÜ Hastanesinde sevk edilerek burada anjiyo oldu.<br />
Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit tarafından Cem Yılmaz’a el bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemi yapıldı.<br />
Operasyon sonrası sağlık durumu iyi olan Cem Yılmaz, 2 günlük takip süresini doldurdu. Durumu stabil olan Cem Yılmaz, şikayeti olmadığı için ilaçları yazılarak bugün saat 19.30 sıralarında taburcu oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmaz-taburcu-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/09/cem-yilmaz-taburcu-oldu.jpg" type="image/jpeg" length="29489"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya literatüründe benzeri yok! ALS hastasına çift kalp kapağı ameliyatı]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/dunya-literaturunde-benzeri-yok-als-hastasina-cift-kalp-kapagi-ameliyati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/dunya-literaturunde-benzeri-yok-als-hastasina-cift-kalp-kapagi-ameliyati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Şehir Hastanesi'nde ALS tanısı bulunan 43 yaşındaki Oktay Asal’ın ileri derecede bozulan aort ve mitral kalp kapakları aynı operasyonda mekanik protezlerle değiştirildi. Doktorlar, ALS’li bir hastaya aynı seansta mekanik aort ve mitral kapak replasmanı uygulanan benzer bir olgunun dünya tıp literatüründe bulunmadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Samsun’da amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı bulunan 43 yaşındaki Oktay Asal’ın ileri derecede bozulan iki kalp kapağı, yüksek riskli bir operasyonla aynı ameliyatta mekanik protezlerle değiştirildi. Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğinde gerçekleştirilen operasyonun, ALS hastasına aynı seansta mekanik aort ve mitral kapak replasmanı uygulanması açısından dünya tıp literatüründe benzeri bulunmadığı bildirildi.<br />
Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyeleri ile Samsun Şehir Hastanesi hekimlerinin gerçekleştirdiği operasyonda, hastanın doğumsal kalp kapağı bozukluğuna bağlı olarak ileri derecede hasarlanan aort ve mitral kapakları değiştirildi. Yaklaşık 5 saat süren ameliyatta her iki kapak mekanik protezlerle değiştirildi.<br />
<br />
ALS nedeniyle ameliyat sonrası süreçten endişe edildi<br />
Operasyonun en önemli riskini, ALS’nin solunum kaslarını etkileyebilmesi nedeniyle hastanın ameliyat sonrasında solunum cihazından ayrılamaması oluşturdu. Cerrahi öncesinde anestezi, göğüs hastalıkları ve nöroloji ekipleriyle hastanın solunum kapasitesi ayrıntılı şekilde değerlendirildi. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Ereren, ALS hastalığının ameliyat sonrası süreci daha riskli hale getirdiğini belirterek, hastaya özel bir tedavi planı uyguladıklarını söyledi. Ereren, "Doğumsal bir bozukluk sebebiyle gelişen kapak hastalığından dolayı her iki kapağın da değişmesi gerekiyordu. Eşlik eden bir ALS hastalığı olması sebebiyle cerrahi, bu tarz hastalarda daha yüksek riskte. Cerrahiden de öte, ameliyat sonrasındaki süreçler daha zorlu gelişiyordu. O konuda endişelerimiz vardı. Anestezinin desteğiyle, yoğun bakım ekibinin desteğiyle ve hastamızın da gayretiyle bu süreçleri atlatabildik çok şükür" dedi.<br />
<br />
"Ameliyatımız başarıyla sonuçlandı"<br />
Ameliyatın planlandığı şekilde tamamlandığını ifade eden Ereren, "Ameliyatımız başarıyla sonuçlandı. Hedeflediğimiz cerrahiyi yapabildik. Şimdi hastamızı taburcu ediyoruz inşallah. Bundan sonraki hayatta belli bir takipleri olacak. Kapak hastalarının da kullanması gereken belli ilaçlar, kan sulandırıcılar; onları takip edeceğiz. Ama çok şükür, korktuğumuz ölçüde bir problem yaşamadan bu ameliyattan sağ salim ve başarıyla sonuçlanabildik" diye konuştu.<br />
Kalp kapak hastalıklarının ilerlemesi durumunda hastaların yaşam kalitesinin ciddi şekilde düşebildiğini anlatan Ereren, özellikle ileri kapak darlıklarında nefes darlığı, eforla yorulma, halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetlerin giderek arttığını belirtti.<br />
Ereren, "Cerrahi, bu tarz hastalarda son seçenek. Biz de bu alternatifleri düşünürken hem bir yandan bu hastalığın kendisinin risklerini düşündük hem de ameliyat olup olmaması konusunda beraber istişare ettik. Kendisine de bu konuda bilgiler verdik. Ama gördüğümüz kadarıyla ameliyattan fayda gördü. Görecek de, daha da görecek zaman içerisinde" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"ALS’li hastada böyle bir açık kalp ameliyatı literatürde yok"<br />
Operasyonun bilimsel açıdan da dikkat çekici olduğunu vurgulayan Ereren, dünya literatüründe yaptıkları taramada benzer bir vakaya rastlamadıklarını söyledi.<br />
Ereren, "Evet, ALS’li bir hasta literatürde yok. Şu ana kadar yapılmış böyle bir ameliyat, açık kalp ameliyatı yok. Yani şu ana kadar yapılmış bir açık kalp ameliyatı literatürde yok" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Solunum cihazından beklenenden kısa sürede ayrıldı<br />
Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel ise hastanın ALS nedeniyle ameliyat açısından özel risk taşıdığını söyledi. Hastalığın solunum kaslarını da etkilediğini belirten Adıgüzel, "Kendisinin özel bir durumu vardı. ALS dediğimiz, solunum kaslarını da tutan ciddi nörolojik bir hastalığı var. Bunun yanında da ciddi kalp kapak patolojileri vardı. İkisinin birleşmesi sebebiyle de özellikle solunumsal açıdan ciddi sıkıntılar yaşıyordu. Kendisine özellikle anesteziyle ilgili, ameliyat sonrasında solunumla ilgili ekstrem sıkıntılar yaşayabileceğimizi; çünkü ameliyat ne kadar iyi olursa olsun, solunum kaslarındaki güçsüzlükten dolayı solunum makinesine ihtiyaç olabileceğini anlattık. Ayrıntılı konuştuk" açıklamasında bulundu.<br />
Adıgüzel, ameliyat öncesinde solunum kapasitesini artırmaya yönelik egzersizler yapıldığını, ameliyat sırasında ve sonrasında ise solunumu baskılayıcı ilaçlardan mümkün olduğunca kaçınıldığını belirtti.<br />
Hastaya özel anestezi ve ağrı kontrolü uygulandığını ifade eden Adıgüzel, "Böylece uygun bir şekilde ventilatörde kalış süresini, yani solunum makinesinde kalış süresini uzatmadan solunum makinesinden ayırabildik. Sonuç itibarıyla kendisi de oldukça gayretli bir hasta olduğu için bugün bu şekilde, sağlıklı bir şekilde burada hayatına devam ediyor" değerlendirmesinde bulundu.<br />
<br />
"Ameliyat olmasam kısa süre yaşayacağımı söylediler"<br />
Ameliyat edilen Oktay Asal ise 2023 yılında nöroloji bölümüne başvurduğunu ve yapılan değerlendirmelerin ardından ALS tanısı aldığını söyledi.<br />
Hastalığın ilerlemesiyle yürüme ve konuşma konusunda sorunlar yaşamaya başladığını anlatan Asal şunları söyledi: "Yürümeme ve konuşma bozukluğum başladı. Yolda yürüyemiyordum. Çok hızlı konuşamıyordum. Hastalığın hızlı ilerlediğini düşündüm. Samsun Şehir Hastanesi’ne geldim. Kalp kapakçıklarımda problem vardı. Konuşurken, yürürken bayağı yoruluyordum. Sonrasında Emrah Hocam’la tanıştım. Emrah Hocam’la oturduk, konuştuk. Bayağı iyi konuştu. Bayağı bana her şeyi anlattı. Ameliyat olmasam ne olur diye sordum. O da bana çok kısa bir süre yaşayabileceğimi söyledi. ‘Öyle yaşayamazsın. Ama ameliyat olursan her şey düzelebilir. Bana güvenmeni istiyorum’ dedi. Ameliyat çok iyi geçti. Ben bu kadar çabuk düzelebileceğimi beklemiyordum."<br />
Operasyonda Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi İlker Hasan Karal ile Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hüseyin Ağırbaş da görev aldı.<br />
Başarılı operasyonun; kalp ve damar cerrahisi, anesteziyoloji, yoğun bakım, kardiyoloji, perfüzyon ve hemşirelik ekiplerinin koordineli çalışmasıyla gerçekleştirildiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/dunya-literaturunde-benzeri-yok-als-hastasina-cift-kalp-kapagi-ameliyati</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/chat-g-p-t-image-31-agu-2026-17-56-52.jpg" type="image/jpeg" length="47202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız kokusunu hafife almayın: Altında birçok neden olabilir]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/agiz-kokusunu-hafife-almayin-altinda-bircok-neden-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/agiz-kokusunu-hafife-almayin-altinda-bircok-neden-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Abdullah Günen, ağız kokusunun yalnızca ağız ve dişlerden değil, burun, boğaz, mide ve bazı hastalıklardan da kaynaklanabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız kokusu, çoğu zaman geçici bir sorun olarak görülse de farklı sağlık problemlerinin belirtisi olabiliyor. Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Abdullah Günen, ağız kokusunun nedeninin doğru belirlenmesinin tedavi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<h2>Burun ve boğaz kaynaklı olabilir</h2>

<p>Op. Dr. Günen, ağız kokusunun burun ve boğaz bölgesinden kaynaklanabileceğini belirterek burun tıkanıklığı, alerjiler, polipler, sinüzit, burun ve boğaz enfeksiyonları, geniz eti ve bademcik problemlerinin bu duruma yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Ağız ve diş sağlığıyla ilgili sorunların da önemli nedenler arasında bulunduğunu aktaran Günen; çürük dişler, diş eti iltihapları, uygun olmayan dolgu ve protezler, implant çevresi enfeksiyonları ve dil hastalıklarının da ağız kokusuna neden olabileceğini belirtti.</p>

<h2>Mide ve metabolik hastalıklar da etkili olabilir</h2>

<p>Günen, ağız kokusunun yalnızca ağız ve boğazla sınırlı olmadığını, yemek borusu ve mide hastalıkları, reflü, uzun süre aç kalma, çok yemek yeme ve bazı metabolik hastalıkların da bu soruna yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Sarımsak gibi yoğun kokulu gıdaların da geçici ağız kokusuna neden olabildiğini ifade etti.</p>

<h2>“En sık neden bademciklerde biriken artıklar”</h2>

<p>Op. Dr. Günen, kendi klinik gözlemlerine göre sık karşılaşılan nedenlerden birinin bademciklerde biriken gıda artıkları olduğunu belirterek, uygun hastalarda yapılacak değerlendirme sonrasında tedavinin nedene göre planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Burun ve geniz bölgesindeki tıkanıklıkların ise ilaç tedavisi veya gerekli görülmesi halinde cerrahi yöntemlerle giderilebildiğini aktardı.</p>

<h2>Geçici çözümler yeterli olmayabilir</h2>

<p>Ağız kokusu yaşayan kişilerin sakız, gargara, ağız spreyi veya sık diş fırçalama gibi yöntemlere başvurabildiğini belirten Günen, bu uygulamaların çoğu zaman yalnızca geçici rahatlama sağladığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağız kokusunun sosyal ve psikolojik etkiler oluşturabileceğine de dikkat çeken Günen, uzun süren şikâyetlerde sorunun kaynağının araştırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Günen, tedavinin altta yatan nedene göre kulak burun boğaz, diş hekimliği, iç hastalıkları veya genel cerrahi uzmanlarının değerlendirmesini gerektirebileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/agiz-kokusunu-hafife-almayin-altinda-bircok-neden-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/agiz-kokusu.jpg" type="image/jpeg" length="18347"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu, vatandaşlarla birlikte egzersiz yaptı]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/bakan-memisoglu-vatandaslarla-birlikte-egzersiz-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/bakan-memisoglu-vatandaslarla-birlikte-egzersiz-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 'Mahallemde Hareket Var' etkinliğine katılarak vatandaşlarla birlikte egzersiz yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bakan Memişoğlu, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nün hayata yeni geçirdiği 'Mahallemde Hareket Var' etkinlikleri kapsamında Anıttepe'deki bir parkta düzenlenen fiziksel aktivite programına katıldı. Vatandaşlarla bir araya gelen Bakan Memişoğlu, fizyoterapist gözetiminde açık havada gerçekleştirilen egzersizlere eşlik etti. Bakan Memişoğlu etkinliğin ardından mahalle sakinleriyle yaptığı sohbette, fiziksel aktivitenin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesinin sağlık açısından önemine dikkat çekti.<br />
Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nün, bireylere doğrudan ulaşmak ve toplumda fiziksel aktivite konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirdiği proje; muhtarlarla iş birliği içerisinde yürütülecek. Fizyoterapist ve sağlık personelinden oluşan saha ekipleri, vatandaşların katılımının kolay olduğu parklarda mahalle sakinlerinin önce hareket yaşlarını tespit edecek. Vatandaşlara daha sonra ısınma egzersizleri, postür güçlendirme ve germe egzersizlerinden oluşan fiziksel aktiviteler yaptırılacak. Talepleri halinde vatandaşlar, Sağlıklı Hayat Merkezlerine de yönlendirilebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/bakan-memisoglu-vatandaslarla-birlikte-egzersiz-yapti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/bakan-egzersiz-yapti.jpg" type="image/jpeg" length="12356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.<br />
Karaciğerde saptanan kitlelerin, köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cem İbiş, klinik vakalarda genellikle iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını ifade etti.<br />
Karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesine sahip olması nedeniyle bu kitlelerin uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğini belirten İbiş, şunları söyledi:<br />
"Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler."<br />
Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki kaynağı bulunuyor<br />
Kötü huylu kitlelerin ise iki farklı şekilde geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin yer aldığını, ikinci grupta ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılmasıyla oluşan kitlelerin bulunduğunu belirtti. Günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün de bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu ifade etti.<br />
"Nedeni açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlığı önemseyin"<br />
Karaciğer dokusunun oldukça esnek ve dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem İbiş, bu nedenle tümörlerin erken aşamalarda genellikle belirgin bir şikayete yol açmadığını söyledi. Kitle büyüdükçe veya organ zarını germeye başladıkça bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirten İbiş, "Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir" dedi.<br />
Hastalığın gelişimindeki en kritik risk faktörleri arasında kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun yer aldığını belirten İbiş, özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı.<br />
"En başarılı sonuçlar erken dönemde elde edilir"<br />
Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi kolaylıkla teşhis edilebildiğini belirtti.<br />
Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yolu olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini ifade etti.<br />
Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrası önemli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı.<br />
Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahiye uygun olmayan vakalarda ise kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, risk faktörlerini bilmenin, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemenin ve olası belirtileri ciddiye almanın büyük önem taşıdığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/a-w775545-01.jpg" type="image/jpeg" length="39408"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çene Ameliyatı (Ortognatik Cerrahi) Süreci, İyileşme Dönemi ve Hayat Değiştiren Etkileri]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/cene-ameliyati-ortognatik-cerrahi-sureci-iyilesme-donemi-ve-hayat-degistiren-etkileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/cene-ameliyati-ortognatik-cerrahi-sureci-iyilesme-donemi-ve-hayat-degistiren-etkileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan yüzü, estetik görünümün ve yaşamsal fonksiyonların kusursuz bir denge içinde çalışması gereken son derece karmaşık bir anatomik yapıdır. Bu yapının en temel taşlarından biri olan çene, yalnızca yüz profilimizi ve dış görünüşümüzü belirlemekle kalmaz; aynı zamanda konuşma, çiğneme, yutkunma, nefes alma ve hatta duruş gibi temel yaşamsal faaliyetlerimizin de merkezinde yer alır. Ancak genetik faktörler, anne karnındaki gelişimsel bozukluklar, çocukluk döneminde edinilen yanlış alışkanlıklar veya sonradan yaşanan fiziksel travmalar nedeniyle alt ve üst çene arasındaki bu kusursuz uyum bozulabilir.</p>

<p>İşte tam bu noktada devreye giren çene ameliyatı, tıbbi literatürdeki adıyla "ortognatik cerrahi", hem estetik hem de fonksiyonel anlamda hastaların hayat kalitesini zirveye taşıyan devrim niteliğinde bir müdahaledir. Bu kapsamlı makalede, çene cerrahisinin ne olduğundan kimlere uygulandığına, cerrahi planlama sürecinden operasyon sonrası iyileşme dönemine kadar tüm detayları derinlemesine inceleyeceğiz.</p>

<h2>Çene Ameliyatı (Ortognatik Cerrahi) Nedir?</h2>

<p>Ortognatik cerrahi, kelime kökeni olarak Yunanca "orthos" (düzgün, doğru) ve "gnathos" (çene) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Alt çene (mandibula) ve üst çenenin (maksilla) birbirleriyle, dişlerle ve yüzün geri kalan kemik yapılarıyla olan uyumsuzluklarını gidermek amacıyla yapılan kapsamlı bir cerrahi işlemdir.</p>

<p>Günümüzde pek çok diş çapraşıklığı sadece diş telleri (ortodontik tedavi) ile düzeltilebilmektedir. Ancak sorun sadece dişlerin diziliminde değil, dişleri taşıyan çene kemiklerinin iskeletsel konumunda ise, sadece tel tedavisi yeterli olmaz. Dişlerin düzgün sıralanmasının yanı sıra, alt ve üst çene kemiklerinin de birbiriyle doğru anatomik pozisyonda kapanması gerekir. Çene ameliyatı, kemikleri planlanan bölgelerden keserek (osteotomi) doğru konumlarına getirmeyi ve bu yeni ideal pozisyonda biyouyumlu titanyum plak ve vidalarla sabitlemeyi içerir.</p>

<h2>Hangi Durumlarda Çene Ameliyatına İhtiyaç Duyulur?</h2>

<p><a href="https://www.kemalugurlu.com/" rel="dofollow"><strong>Çene cerrahisine</strong></a> olan ihtiyaç, genellikle yüz kemiklerinin büyümesinin tamamlandığı ergenlik döneminin sonlarında (kadınlarda genellikle 15-17, erkeklerde ise 18-21 yaş civarı) kesin olarak netleşir. Bir bireyin çene ameliyatı adayı olup olmadığını belirleyen çeşitli klinik semptomlar ve yapısal bozukluklar vardır:</p>

<p>1. <strong>Çiğneme ve Isırma Problemleri:</strong> Alt ve üst ön dişlerin birbirine tam temas etmemesi durumuna "açık kapanış" (open bite) adı verilir. Bu durumdaki kişiler besinleri ön dişleriyle koparmakta zorlanır, arka dişlere aşırı yük bindiği için erken diş kayıpları yaşayabilirler.</p>

<p>2. <strong>Çene Geriliği veya İleriliği (Prognati/Retrognati):</strong> Alt çenenin üst çeneye göre çok önde olması durumu halk arasında "çıkık çene" olarak bilinir. Tam tersi, alt çenenin çok geride kalması ise "kuş yüzü" denilen profile neden olur. Bu asimetrik duruş hem estetik kaygılar yaratır hem de dişlerin sağlıklı kapanmasına engel olur.</p>

<p>3. <strong>Uyku Apnesi ve Kronik Solunum Sorunları:</strong> Geriye doğru konumlanmış bir alt çene veya dar bir üst çene, uyku sırasında hava yolunu daraltarak horlamaya ve tıkayıcı uyku apnesine (OSAS) yol açar. Çenelerin cerrahi olarak öne alınması, hava yolunu ciddi şekilde genişleterek hayat kurtarıcı bir tıbbi tedavi işlevi görür.</p>

<p>4. <strong>Konuşma ve Telaffuz Bozuklukları:</strong> Çene ve diş yapısındaki ciddi uyumsuzluklar, dilin doğru konumlanmasını engelleyerek bazı harflerin ("s", "z", "t" gibi) doğru telaffuz edilmesini zorlaştırır.</p>

<p>5. <strong>Kronik Çene Eklemi (TMJ) Ağrıları:</strong> Çenelerin yanlış kapanması, alt çene eklemine (temporomandibular eklem) sürekli ve dengesiz bir yük bindirir. Bu da zamanla baş ağrısı, boyun ağrısı, kulak çınlaması, çene açılıp kapanırken tıklama sesi gelmesi ve eklemde kalıcı aşınmalara neden olur.</p>

<p>6. <strong>Gummy Smile ve Yüz Asimetrisi:</strong> Gülümseme sırasında diş etlerinin aşırı görünmesi durumu (gummy smile) üst çenenin dikey yönde fazla gelişmesinden kaynaklanır. Üst çene ameliyatı ile bu sorun tamamen ortadan kaldırılır.</p>

<h2>Başarının Temeli: Dijital Planlama ve Prof. Dr. Kemal UĞURLU'nun Vizyonu</h2>

<p>Çene ameliyatları, standart bir estetik veya genel cerrahi operasyonundan çok daha farklı bir hazırlık süreci gerektirir. Bu süreç, bir ortodonti uzmanı ile bir çene/plastik cerrahının uyum içinde çalışmasını zorunlu kılar. Bu noktada cerrahın tecrübesi, yüzün estetik oranlarına olan hakimiyeti ve 3 boyutlu planlama teknolojilerini kullanma becerisi ameliyatın kaderini belirler.</p>

<p>Alanındaki yenilikçi yaklaşımları, yüz anatomisine olan derin hakimiyeti ve imza attığı sayısız başarılı operasyonla referans kabul edilen <strong>Prof. Dr. Kemal UĞURLU</strong>, çene cerrahisinde multidisipliner yaklaşımın ve dijital planlamanın önemini her fırsatta vurgulayan hekimlerin başında gelir. <strong>Prof. Dr. Kemal UĞURLU</strong> gibi vizyoner cerrahların liderliğinde yürütülen süreçlerde, hastanın 3 boyutlu dental ve iskeletsel tomografileri çekilir. Elde edilen veriler, sanal cerrahi planlama (CAD/CAM) yazılımlarına aktarılır. Bu sayede ameliyat önce bilgisayar ortamında milimetrik olarak gerçekleştirilir. Kemiklerin nereden kesileceği, ne kadar ilerletileceği veya geriletileceği cerrah tarafından dijital ortamda simüle edilir. Hastalar, ameliyat masasına yatmadan haftalar önce yeni yüz profillerinin nasıl görüneceğini dijital ekranlarda görme ayrıcalığına sahip olurlar. Bu teknoloji, ameliyat sırasındaki hata payını sıfıra indirirken, elde edilecek estetik sonucun kusursuz olmasını sağlar.</p>

<h2>Çene Ameliyatı Çeşitleri Nelerdir?</h2>

<p>Hastanın karşılaştığı iskeletsel probleme ve 3 boyutlu analiz sonuçlarına göre cerrahi müdahalenin tipi ve kapsamı belirlenir:</p>

<p>● <strong>Üst Çene Ameliyatı (Maksiller Osteotomi - Le Fort I):</strong> Üst çenenin aşırı geride, önde, sarkık veya asimetrik olduğu durumlarda uygulanır. Cerrah, üst çene kemiğini diş köklerinin hemen üzerinden yatay olarak keserek serbest bırakır. Üst çene planlanan 3 boyutlu konuma getirilir. Gummy smile tedavisinde üst çene bir miktar yukarı (gömülerek) taşınırken, geride olduğu durumlarda öne doğru çekilir.</p>

<p>● <strong>Alt Çene Ameliyatı (Mandibular Osteotomi - BSSO):</strong> Alt çenenin öne veya arkaya alınması işlemidir. Alt çenenin arka kısımlarından (yirmilik dişlerin bulunduğu bölgenin arkası) yapılan özel bir kemik kesisi ile çene kemiği ikiye ayrılır. Çenenin dişleri taşıyan kısmı, sinirlere zarar verilmeden kızak gibi kaydırılarak yeni pozisyonuna getirilir ve titanyum vidalarla kilitlenir.</p>

<p>● <strong>Çift Çene Ameliyatı (Bimaksiller Cerrahi):</strong> Hem alt hem de üst çenede büyüme anomalisi varsa, tek bir çeneye müdahale etmek yeterli olmaz. Aynı ameliyat seansında hem alt hem de üst çene kemikleri kesilerek yüzün orta ve alt bölümü tamamen yeniden yapılandırılır. En karmaşık prosedür olmasına rağmen, estetik ve fonksiyonel anlamda en dramatik, en tatmin edici sonuçları veren ameliyat türüdür.</p>

<p>● <strong>Çene Ucu Estetiği (Genioplasti):</strong> Dişlerin kapanışında herhangi bir sorun olmayan, sadece çene ucunun fazla geride, uzun, kısa veya asimetrik olduğu durumlarda yapılır. Genellikle profil estetiğini mükemmelleştirmek amacıyla alt veya çift çene ameliyatlarına entegre bir işlem olarak uygulanır.</p>

<h2>Ameliyat Süreci ve Cerrahi Teknikler</h2>

<p>Çene ameliyatları, tam donanımlı bir hastane ortamında, genel anestezi altında gerçekleştirilir. Müdahale edilecek çene sayısına ve planlamanın zorluğuna göre ameliyat süresi 2 ile 6 saat arasında değişebilir.</p>

<p>Hastaların ameliyat öncesinde en çok endişe duyduğu konuların başında "Yüzümde iz kalacak mı?" sorusu gelir. Gelişen modern cerrahi teknikler sayesinde çene ameliyatlarında tüm müdahaleler ağız içinden yapılır. Dudakların iç kısmından ve diş etlerinin üzerinden yapılan kesilerle kemiklere ulaşılır. Bu sayede yüzde, yanaklarda veya boyun bölgesinde hiçbir dış dikiş izi (skar) kalmaz. Kemikler milimetrik olarak planlanan konuma getirildikten sonra, ömür boyu vücutta kalabilen, dışarıdan belli olmayan ve havaalanı X-ray cihazlarında sinyal vermeyen mikro titanyum plak ve vidalarla sabitlenir. Ağız içindeki kesiler, ameliyattan 10-15 gün sonra kendiliğinden eriyen dikişlerle kapatılır.</p>

<h2>İyileşme Dönemi: Zorlu Ama Ödüllendirici Bir Süreç</h2>

<p>Ameliyat sonrası dönem, hastanın doktor tavsiyelerine sıkı sıkıya uymasını gerektiren, sabır isteyen bir süreçtir.</p>

<p>● <strong>İlk Günler ve Ödem:</strong> Ameliyat sonrasında yüzde, özellikle dudak ve yanak çevresinde belirgin bir şişlik (ödem) oluşması beklenen fizyolojik bir durumdur. Şişlikler ameliyatın 3. ve 4. gününde maksimum seviyeye ulaşır ve sonrasında hızla inmeye başlar. Uygulanan buz kompresleri ve ödem sökücü ilaçlar bu süreci hızlandırır.</p>

<p>● <strong>Ağrı Durumu:</strong> Sanılanın aksine, çene kemiklerinde çok fazla ağrı reseptörü bulunmadığı için kemik kesilmesi şiddetli bir ağrıya neden olmaz. Hastalar genellikle ağrıdan ziyade yüzde gerginlik, basınç ve burun tıkanıklığı hissederler. Hastanede damar yoluyla, taburcu olduktan sonra ise ağız yoluyla alınan ağrı kesiciler süreci son derece konforlu hale getirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>● <strong>Beslenme Süreci:</strong> Çene cerrahisinde kemiklerin kaynama sürecini riske atmamak için beslenme rutini tamamen değiştirilir. İlk 1-2 hafta boyunca sadece sıvı gıdalarla (tanesiz çorbalar, meyve suları, protein ve vitamin takviyeli özel mamalar, süt) beslenilir. 3. haftadan itibaren yumuşak, püre kıvamındaki gıdalara (patates püresi, iyice haşlanmış makarna, ezilmiş avokado) geçilir. Tamamen normal, sert gıdaları çiğneme rutinine dönüş ise kemik iyileşmesinin tamamlandığı 6. ile 8. haftalar arasında gerçekleşir.</p>

<p>● <strong>His Kaybı (Uyuşukluk):</strong> Alt çene ameliyatı sırasında kemiğin içinden geçen duyu sinirinin gerilmesine bağlı olarak, alt dudakta ve çene ucunda uyuşukluk yaşanabilir. Bu hissizlik hali kalıcı bir felç değildir; diş hekiminde yapılan bölgesel anesteziye benzer bir histir. Sinir dokusu kendini onardıkça, aylar içerisinde karıncalanmalarla birlikte his yavaş yavaş geri döner.</p>

<h2>Sonuç: Hayata Yeni Bir Başlangıç</h2>

<p>Çene ameliyatı (ortognatik cerrahi), yıllar süren diş tedavilerinin ve estetik kaygıların son bulduğu, insanın hayat kalitesini temelden değiştiren kalıcı bir çözümdür. Fiziksel anlamda bireyler, hayatlarında ilk kez besinleri rahatça ısırabilmenin, doğru nefes alarak kaliteli bir uyku uyuyabilmenin ayrıcalığını yaşarlar.</p>

<p>İşin psikolojik ve sosyal boyutu ise kelimelerle tarif edilemez. Çene yapısının yüzün altın oranlarına uyumlu hale getirilmesi, yüz profilinde dramatik bir iyileşme yaratır. Yıllarca gülerken ağzını eliyle kapatan, fotoğraf çekilmekten kaçınan kişiler, ameliyat sonrası yepyeni, özgüvenli ve enerjik bir kimliğe bürünürler. Eğer sizin de iskeletsel kaynaklı kapanış bozukluklarınız, çiğneme zorluklarınız veya çene profilinize dair estetik kaygılarınız varsa; <strong>Prof. Dr. Kemal UĞURLU</strong> gibi bu alanda kendini kanıtlamış, multidisipliner çalışmayı benimseyen tecrübeli cerrahlara danışarak, hayatınızda yepyeni ve kusursuz bir sayfa açabilirsiniz. Her ne kadar iyileşme süreci sabır gerektirse de, aynaya baktığınızda ve rahatça yemek yiyebildiğinizde, geçirdiğiniz bu sürecin her anına değdiğini göreceksiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/cene-ameliyati-ortognatik-cerrahi-sureci-iyilesme-donemi-ve-hayat-degistiren-etkileri</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/cene-ameliyati.jpg" type="image/jpeg" length="21901"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samsun'da ürolojik ameliyatlarda robotik cerrahi dönemi]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/samsunda-urolojik-ameliyatlarda-robotik-cerrahi-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/samsunda-urolojik-ameliyatlarda-robotik-cerrahi-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun'da özel bir hastanede ürolojik hastalıkların cerrahi tedavisinde robotik cerrahi sistemi kullanılmaya başlandı. Yeni teknolojiyle prostat, mesane ve böbrek hastalıklarının yanı sıra çeşitli rekonstrüktif cerrahi işlemlerinin de gerçekleştirilmesi hedefleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>VM Medical Park Samsun Hastanesi'nde ürolojik hastalıkların cerrahi tedavisinde robotik cerrahi işlemleri uygulanmaya başlandı. Robotik cerrahi sisteminin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte prostat, mesane ve böbrek hastalıklarının yanı sıra çeşitli rekonstrüktif cerrahi işlemlerinin de bu teknolojiyle gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Hastanede robotik cerrahiyle ilk ameliyatlar da yapılmaya başlanırken, sistemin cerrahlara daha hassas ve kontrollü çalışma imkânı sunmasıyla hastaların ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinin desteklenmesi amaçlanıyor.<br />
<br />
"Günlük yaşamlarına ve iş hayatlarına daha erken dönmelerine imkân sunuyoruz"<br />
Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Çetinkaya, robotik cerrahi sisteminin devreye alınmasıyla birlikte ameliyatlara başladıklarını belirterek, "Hastanemizde robotik cerrahi sisteminin kurulmasıyla birlikte robotik ameliyatlara da başlamış bulunuyoruz. Bu teknoloji sayesinde hastalarımızın ameliyatlarını daha konforlu bir şekilde gerçekleştirmeyi, ameliyat sonrası iyileşme süreçlerini hızlandırmayı ve daha kısa sürede taburcu olmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Böylece hastalarımızın günlük yaşamlarına ve iş hayatlarına daha erken dönmelerine imkân sunuyoruz" dedi.<br />
Robotik cerrahi sisteminin kullanılmaya başlanmasıyla gerçekleştirilen ameliyatlardan birinin böbreğinde şüpheli kitle bulunan erkek hastaya uygulandığını ifade eden Doç. Dr. Çetinkaya, hastanın ameliyat sonrası birinci gününde genel durumunun iyi olduğunu ve klinik takibinin sürdüğünü söyledi.<br />
<br />
Teknik özellikler<br />
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Kadir Önem ise robotik cerrahi sisteminin cerraha sağladığı teknik özelliklere dikkat çekerek, sistemin cerrahi konsol, robotik kollar ve görüntüleme sisteminden oluştuğunu anlattı. Önem, robotik kolların yüksek manevra kabiliyetinin özellikle zor ve hassas cerrahi aşamalarında cerraha daha kontrollü çalışma imkânı sunduğunu belirtti.<br />
<br />
"Prostat, mesane ve böbrek kanserlerinin cerrahi tedavisinde kullanılıyor"<br />
Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Açıkgöz de robotik cerrahinin ürolojinin birçok alanında kullanılabildiğini ifade ederek, "Robotik cerrahiyi ürolojinin birçok alanında kullanabiliyoruz. Özellikle prostat, mesane ve böbrek kanserlerinin cerrahi tedavisinde robotik sistemden etkin şekilde yararlanıyoruz. Bunun yanı sıra bu organlara yönelik rekonstrüktif, yani yeniden yapılandırıcı cerrahilerde de robotik cerrahi uygulanabiliyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/samsunda-urolojik-ameliyatlarda-robotik-cerrahi-donemi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 01:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/urolojik-ameliyatlarda.jpg" type="image/jpeg" length="76968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her şişlik ödem değildir]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/her-sislik-odem-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/her-sislik-odem-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bacaklarda şişliğin, kalınlaşmanın veya şekil bozukluklarının toplumda sıklıkla genel bir "ödem" problemi olarak değerlendirildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, her bacak şişliğinin aynı nedene dayanmadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Görünüşte benzerlik gösteren lipödem ve lenfödem; oluşum mekanizmalarının, klinik belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından birbirinden farklı iki hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Baysal, bacaklarda görülen şişlik, kalınlaşma ve şekil bozukluklarının doğru değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman hekim muayenesinin çok önemli olduğunu belirtti.<br />
Lipödemde yağ dokusunun anormal ve simetrik birikimi ön plandayken, lenfödem lenf sıvısının dokularda birikmesiyle ortaya çıktığını, lipödemin genellikle iki bacağı benzer şekilde etkilediğini ve ayakların çoğunlukla korunurken, lenfödemde şişliğin ayaklara kadar ilerleyebildiğini ve zamanla ciltte kalınlaşma görülebildiğini söyleyen Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, bu iki hastalığın birbirinden ayrılmasının, uygulanacak tedavinin doğru belirlenmesinin de önemli olduğunun altını çizdi.<br />
<br />
Vücudun lipödem hakkında verdiği mesajlar<br />
Lipödemin yağ dokusunun anormal, orantısız ve çoğunlukla simetrik birikimiyle seyreden kronik bir hastalık olduğunu kaydeden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, çoğunlukla kadınlarda görüldüğünü, hastalığın genellikle ergenlik, gebelik, doğum sonrası dönem ve menopoz gibi hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkabildiğini veya ilerleyebildiğini ifade etti. Baysal, "Lipödemde temel belirtiler çok önemlidir. Kalça, uyluk ve bacaklarda belirgin yağ birikimi olur. Bacaklar kalınlaşmasına rağmen ayak sırtı ve parmaklar genellikle normal görünür. Bu, lipödem açısından önemli bir klinik ipucudur. Etkilenen bölgelerdeki yağ dokusu, genel kilo kaybına göre dirençlidir. Bacaklarda ağrı, dokunmaya karşı hassasiyet, ağırlık hissi ve kolay morarma görülen diğer etkilerdir. Gün sonuna doğru dolgunluk ve rahatsızlık artabilir. Bu belirtilerin yaşanması ve sonrasındaki süreç yalnızca estetik bir kaygı değildir; hareket kabiliyetini, yaşam kalitesini ve psikolojik iyilik hâlini olumsuz etkileyebilen tıbbi bir durumdur. İleri evrelerde yağ dokusundaki artış ve lenfatik sistem üzerindeki yük nedeniyle ikincil lenfatik yetmezlik gelişebilir ve lipödem ile lenfödemin birlikte görüldüğü lipolenfödem tablosu da ortaya çıkabilir" dedi.<br />
<br />
Lenfödem, dolaşım sistemindeki taşıma kapasitesinin yetersiz olduğunu gösterir<br />
Lenfödemde vücudun verdiği mesajların da erken dönemde fark edilmesi gereken önemli belirtiler içerdiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, lenfödemin, lenfatik dolaşım sisteminin taşıma kapasitesinin yetersiz kalması sonucu dokularda protein açısından zengin lenf sıvısının birikmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Doğuştan gelen lenfatik bozukluklara bağlı gelişebileceği gibi; kanser cerrahisi, lenf bezlerinin alınması, radyoterapi, enfeksiyon, travma veya bazı damar hastalıkları sonrasında ikincil olarak da gelişebileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, "Lenfödemde temel belirtiler özellikle şişlik, gerginlik ve dokulardaki değişikliklerle kendini gösterebilir. Lenfödemde başlangıçta dinlenmekle azalabilen şişlik zamanla kalıcı hâle gelebilir. İlerleyen dönemlerde dokuda sertleşme (fibrozis) ve ciltte kalınlaşma gelişebilir. Lipödemden farklı olarak ayak sırtı ve ayak parmakları da sıklıkla etkilenir. Lenfödem çoğu zaman tek taraflı ve asimetrik görülebilmekle birlikte, her iki bacağı da etkileyebilir. Etkilenen bölgelerde ağırlık, gerginlik ve sertlik ön planda olabilir; ağrı da görülebilir. Lipödemdeki gibi anormal yağ dokusu birikiminden farklı olarak temel sorun dokularda lenf sıvısının birikmesidir ve etkilenen bölge diyetle doğrudan küçülmez. Uzun süreli ve tedavi edilmeyen lipödem ise lenfatik sisteme ek yük oluşturarak lipolenfödem adı verilen karma bir tabloya dönüşebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik, gerginlik, sertleşme ve özellikle ayak ile parmakların da etkilenmesi yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilmemeli; doğru tanı ve uygun tedavi açısından mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Doğru tanı doğru tedavinin ilk adımıdır<br />
Bacaklarında şişlik veya kalınlaşma fark eden kişilerin bu durumu yalnızca kilo artışına bağlayarak ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, benzer şikayetlerin farklı hastalıklardan kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, "Lipödem, lenfödem ve kronik venöz yetmezlik benzer şikâyetlere yol açabileceği gibi aynı hastada birlikte de görülebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik veya kalınlaşmanın nedeninin doğru şekilde belirlenmesi büyük önem taşır. Doğru değerlendirme; ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene ve gerekli görüldüğünde venöz ve lenfatik sistemin değerlendirilmesini içerir. Venöz Doppler ultrasonografi, özellikle eşlik eden toplardamar yetmezliğinin ortaya konulmasında önemli bir incelemedir. Klinik olarak gerekli görülen seçilmiş hastalarda lenfosintigrafi de lenfatik sistemin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Yıllardır devam eden, her iki bacakta simetrik kalınlaşma, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma şikâyetleri bulunan kişilerin lipödem açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayakları da kapsayan, zamanla sertleşen ve kalıcı hâle gelen şişliklerde ise lenfödem ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Bacak şişliği ve kalınlaşmasının altında lipödem, lenfödem, kronik venöz yetmezlik veya bunların bir kombinasyonu bulunabilir. Bu nedenle doğru tanı, doğru tedavinin ilk adımıdır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/her-sislik-odem-degildir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 01:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/her-sislik-odem-degildir.jpg" type="image/jpeg" length="50656"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Edirne'de brusella vakası]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/edirnede-brusella-vakasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/edirnede-brusella-vakasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Edirne'nin Yeniimaret Mahallesi'nde bulunan bir şantiyede çalışan R.E.'ye brusella teşhisi konulduğu öğrenildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Brusella teşhisi konulan R.E.nin Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları bölümünde müşahede altına alındığı belirtildi.<br />
Geçtiğimiz aylarda aynı şantiyede çalışan 21 yaşındaki E.K.'nin de brusella teşhisiyle Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındığı öğrenildi. Sağlık ekipleri tarafından yürütülen çalışmalarda, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla hayvanların bulunduğu bölgede kontrol ve incelemeler artırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/edirnede-brusella-vakasi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 01:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/bruselle-vakasi.jpg" type="image/jpeg" length="45318"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Büyüme ağrısı sanılıyor, ancak kalp hastalığı olabilir"]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Sağlık Grubu Çocuk Kardiyolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. Bülent Oran, "Çocuklarda çabuk yorulma veya eforla gelen nefes darlığı belirgin ve tekrarlayan bir durumsa tek başına bile değerlendirme nedenidir.' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının önemli bir kısmını doğuştan gelen tabloların oluşturduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Çocuk Kardiyolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. Bülent Oran, "Çocuklarda çabuk yorulma veya eforla gelen nefes darlığı belirgin ve tekrarlayan bir durumsa tek başına bile değerlendirme nedenidir. Yaşıtlarından geride kalan, oyun oynarken çabuk yorulan veya beslenirken terleyen çocuklarda ortaya çıkan belirtiler 'yapısı böyle' denilerek geçiştirilmemeli, zamanında yapılacak uzman değerlendirmesiyle muhtemel risklerin önüne geçilmelidir" dedi.<br />
Çocukluk çağında karşılaşılan kalp rahatsızlıkları, ebeveynler tarafından sıklıkla masum büyüme ağrıları, yorgunluk veya kondisyon eksikliği olarak yorumlanabiliyor. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak gelişebilen bu klinik tablolar, erken evrede fark edilmediğinde çocukların büyüme ve gelişme süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Konu hakkında ebeveynlere uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oran, çocuklarda kalp sağlığının takibi, sinsi belirtilerin tespiti ve erken tanının kritik rolü hakkında önemli bilgiler verdi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.35 milyon yenidoğanın doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini ve güncel verilerde her 100 canlı doğumun yaklaşık 1'inde bu tablonun bildirildiğini belirtilen Prof. Dr. Bülent Oran, bu rahatsızlıkların yalnızca doğuştan gelen durumlarla sınırlı olmadığını vurguladı.<br />
<br />
"Kalp sizi çocukken uyarmış olabilir"<br />
Sonradan tespit edilmiş kalp hastalıklarının da çocukluk çağında gözlemlenebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Oran, "Dünya Sağlık Örgütü, romatizmal kalp hastalığını 25 yaşın altındaki kişilerde en sık görülen kazanılmış kalp hastalığı olarak tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra Kawasaki hastalığı, miyokardit, perikardit, kardiyomiyopatiler ve ritim bozuklukları da çocukluk çağında karşılaşılan önemli kalp hastalıkları arasında yer alıyor. Çocuklarda kalp hastalığının belirtileri her zaman belirgin olmayabilir. Özellikle yaşıtlarıyla aynı fiziksel aktiviteyi yapamama, oyun oynarken veya merdiven çıkarken belirgin şekilde daha çabuk yorulma, sık sık oturmak istemesi veya beslenirken aşırı terleme önemli bir klinik ipucu olarak değerlendirilmelidir" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
"Ağrının ortaya çıkış biçimi çok önemli"<br />
Ebeveynlerin sıklıkla endişelendiği göğüs ağrısı şikayetlerinin büyük çoğunluğunun kas, kemik veya sindirim sistemi kaynaklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bülent Oran, riskli durumların ayırt edilmesi gerektiğini belirtti. Ağrının ortaya çıkış biçiminin belirleyici olduğunu aktaran Prof. Dr. Bülent Oran, sözlerine şöyle devam etti:<br />
"Kas ve iskelet kaynaklı ağrılar genellikle çocuğun belirli bir hareketiyle veya ağrılı bölgeye bastırıldığında artar. Buna karşılık kalple ilişkili olabilecek durumlarda bizi endişelendiren temel unsur, ağrının özellikle koşma, spor yapma veya merdiven çıkma gibi efor sırasında ortaya çıkmasıdır. Eğer göğüs ağrısına veya çabuk yorulmaya nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma hissi eşlik ediyorsa durum mutlaka ciddiye alınmalıdır. Ailede genç yaşta ani ve açıklanamayan ölüm veya kalp kası hastalığı öyküsü bulunuyorsa uzman değerlendirmesi hayati önem taşır."<br />
Kalp hastalıklarının belirtilerinin yaş gruplarına göre farklılık gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Bülent Oran, bebeklik döneminde beslenme ve gelişme süreçlerinin titizlikle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Bebeklerde emzirme sırasında alında görülen aşırı terlemenin, emmeyi yarıda bırakmanın ve kilo alamamanın kalbin fazla çalıştığına işaret olabileceğini belirten Prof. Dr. Bülent Oran, "Soğukta sadece ellerin morarması çoğu zaman masum olsa da dudak ve dilde görülen morarmalar dikkatle incelenmelidir. Çocuk hekiminin düzenli muayenesi sırasında şüpheli bir bulgu saptanması veya risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde çocuk kardiyolojisi değerlendirmesine başvurulmalıdır. Erken tanı ve zamanında gerçekleştirilen girişimsel ya da cerrahi müdahaleler, kalıcı organ hasarlarını önleyerek çocuğun yaşıtlarıyla benzer bir büyüme, gelişme ve fiziksel kapasiteye ulaşmasını sağlar" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/uzmaninda-uyari-kalp-hastaligi.jpg" type="image/jpeg" length="66774"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sık hastalanan her çocuğun bağışıklığı zayıf değildir]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/sik-hastalanan-her-cocugun-bagisikligi-zayif-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/sik-hastalanan-her-cocugun-bagisikligi-zayif-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklar yılda 6 ila 10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Her enfeksiyon aslında bağışıklık sisteminin yeni mikropları tanıdığı bir öğrenme sürecidir. Bu nedenle sık hastalanan her çocuk bağışıklığı düşük bir çocuk değildir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Çocukların sık hastalanmasının pek çok ebeveyni 'düşük bağışıklık' korkusu ile endişelendirdiğini, ancak sık hastalanmanın her zaman bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklar yılda 6 ila 10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Her enfeksiyon aslında bağışıklık sisteminin yeni mikropları tanıdığı bir öğrenme sürecidir. Bu nedenle sık hastalanan her çocuk bağışıklığı düşük bir çocuk değildir" dedi.<br />
Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde gelişimini sürdürdüğünü belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul döneminde çocuklar birçok yeni virüsle ilk kez karşılaşıyor. Bu nedenle yılda 6-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri çoğu zaman normal kabul edilir. Her hastalık bağışıklık sisteminin yeni bir mikropla tanışması ve kendini geliştirmesi anlamına gelir" diye konuştu.<br />
"Bazı belirtiler varsa mutlaka değerlendirilmeli"<br />
Ancak her sık hastalanmanın da normal kabul edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Enfeksiyonların çok ağır seyretmesi, sürekli antibiyotik gerektirmesi, uzun sürmesi ya da çocuğun büyüme ve gelişmesinin etkilenmesi gibi durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
"Bağışıklığı tek bir vitamin ya da şurup güçlendirmez"<br />
Toplumda bağışıklığın takviyelerle güçlendirilebileceğine yönelik yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Yılmaz, "Sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocukta rutin vitamin veya takviye kullanımı her zaman gerekli değildir. Ayrıca her enfeksiyonda antibiyotik kullanılması da doğru değildir. Antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir ve gereksiz kullanımları faydadan çok zarar verebilir" dedi.<br />
"Bağışıklığın en güçlü destekçisi sağlıklı yaşamdır"<br />
Bağışıklık sistemini destekleyen en önemli etkenlerin günlük yaşam alışkanlıkları olduğunu belirten Yılmaz, "Yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku, açık havada fiziksel aktivite ve aşıların eksiksiz yapılması çocukların bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişmesinde temel rol oynar" diye konuştu.<br />
Bağışıklık sisteminin zamanla olgunlaştığına dikkat çeken Yılmaz, "Sabırlı olmak ve doğru alışkanlıklar kazandırmak, çocukların sağlıklı büyümesi için en önemli adımdır. Gereksiz ilaç ve takviyeler yerine çocukların uyku düzenine dikkat etmek, doğal ve dengeli beslenmeyi teşvik etmek, ulusal aşı takvimini aksatmamak yeterlidir" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/sik-hastalanan-her-cocugun-bagisikligi-zayif-degildir</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/sik-hastalanan-cocuk.jpg" type="image/jpeg" length="79161"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masa başında çalışanlara 8 öneri]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/masa-basinda-calisanlara-8-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/masa-basinda-calisanlara-8-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Masa başında uzun süre hareketsiz çalışmanın omurga sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Akyüz, çalışanlara her saat başı kısa molalar vererek germe egzersizleri yapmaları tavsiyesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Günümüzün masa başı iş yaşamı, hareketsiz geçirilen uzun saatler ve ergonomik olmayan çalışma ortamları omurga sağlığı açısından risk oluşturuyor. Zayıf kas yapısı, fazla kilo, sigara kullanımı ve düzenli egzersiz eksikliğinin de eklenmesiyle bel ve boyun rahatsızlıklarının görülme riskinin arttığı belirtiliyor.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, 2020 yılında dünya genelinde 619 milyon kişinin bel ağrısından etkilendiği, bu rakamın 2050 yılına kadar 843 milyona ulaşmasının beklendiği bildiriliyor. Türkiye Sağlık Araştırması 2022 verilerine göre ise 15 yaş ve üzeri bireylerde son 12 ay içerisinde bel bölgesi problemleri yüzde 24,6 ile en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz, uzun süre oturmanın omurga üzerindeki etkileri, korunma yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">"Ağrılar 6 aydan uzun sürüyorsa dikkat"</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Omurga problemlerinin en yaygın ilk belirtisinin ağrı olduğunu ifade eden Akyüz, genetik yatkınlık, vücut ağırlığı, meslek, yaşam biçimi ve geçmiş yaralanmaların rahatsızlıkların ortaya çıkmasında etkili olduğunu belirtti. Başlangıçta belirli aralıklarla görülen ağrıların zaman içerisinde şiddetlenebildiğini, kollara veya bacaklara yayılan elektrik çarpması benzeri hislerin ortaya çıkabileceğini kaydetti.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Hastalığın ilerlemesiyle karıncalanma, yanma, uyuşma ve güç kaybının da görülebileceğine dikkati çeken Akyüz, 6 aydan uzun süren, tekrarlayan ve geçmeyen kol veya bacak ağrılarının omurga kireçlenmesi ya da fıtık gibi rahatsızlıkların habercisi olabileceğini bildirdi.</font></font></span><br />
<strong><span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">"İç organlara yansıyan ağrılarla karıştırılabiliyor"</font></font></span></strong><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Omurga kaynaklı rahatsızlıkların bazı durumlarda böbrek, safra kesesi, mide veya kalp gibi organlardan kaynaklanan ağrılarla karıştırılabileceğini belirten Akyüz, ani hareketler, kas zorlanmaları ve travmaların da benzer şikayetlere yol açabileceğini ifade etti. Uzman muayenesi ve gerekli radyolojik görüntülemelerle vakaların büyük bölümünde tanının konulabildiğini kaydetti.</font></font></span><br />
<strong><span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">"Tedavide öncelik koruyucu yöntemler"</font></font></span></strong><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Omurga rahatsızlıklarının tedavisinde öncelikle risk faktörlerinin azaltılmasının amaçlandığını belirten Akyüz, ilaç tedavisi, istirahat ve kişiye özel fizik tedavi egzersizlerinin ilk aşamada uygulandığını ifade etti.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Şikayetlerin devam ettiği ve cerrahi müdahalenin gerekli görüldüğü hastalarda mikrocerrahi yöntemlerinin uygulanabildiğini kaydeden Akyüz, yaklaşık 2 santimetrelik kesiyle gerçekleştirilen müdahalelerin ardından hastaların genellikle aynı gün ayağa kalkabildiğini ve bir gün içerisinde taburcu edilebildiğini belirtti. Gerektiğinde üçüncü haftadan itibaren rehabilitasyon programının uygulanabileceğini aktardı.</font></font></span><br />
<strong><span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">"Masa başında çalışanlara 8 öneri"</font></font></span></strong><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Omurga sağlığının korunması için günlük yaşam alışkanlıklarının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mahmut Akyüz, dengeli ve doğal beslenilmesi, vücut ağırlığının ideal aralıkta tutulması ve sigaranın bırakılması gerektiğini belirtti.</font></font></span><br />
<span style="color:#333333"><font face="sans-serif"><font size="2">Masa başında çalışanların her saat başı kısa molalar vermesini ve basit germe hareketleri yapmasını öneren Akyüz; haftada en az 3 gün yüzme veya omurgayı destekleyen hafif sporların yapılmasını, kısa mesafelerde yürüyüşün tercih edilmesini, düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmamasını, ağır yük kaldırmaktan ve ani zorlayıcı hareketlerden kaçınılmasını tavsiye etti.</font></font></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/masa-basinda-calisanlara-8-oneri</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/masa-basinda-calisanlara-8-oneri.jpg" type="image/jpeg" length="17462"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Minik Berra doğum gününde lösemiyi yendi, hastaneden bando ile uğurlandı]]></title>
      <link>https://www.safakgazete.com/minik-berra-dogum-gununde-losemiyi-yendi-hastaneden-bando-ile-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.safakgazete.com/minik-berra-dogum-gununde-losemiyi-yendi-hastaneden-bando-ile-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun’da 2,5 yaşında lösemi teşhisi konulan 5 yaşındaki Berra Akarsu, doğum gününde hastalığı yenmenin mutluluğunu yaşadı. Tedavi gördüğü hastaneden bando eşliğinde uğurlanan Berra için balon uçurma etkinliği düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Samsun’da yaşayan Murat ve Nazlı Akarsu ailesinin ikinci çocuğu olan Berra Akarsu’ya 2,5 yaşındayken lösemi teşhisi konuldu. Uzun süren tedavi sürecinin ardından VM Medical Park Samsun Hastanesinde hastalığı yenen Berra, 5’inci yaş gününde hem doğum gününü hem de sağlığına kavuşmasını kutladı.<br />
Tedavi gördüğü hastanenin önünde Berra için özel bir etkinlik düzenlendi. Bando ekibinin çaldığı müzikler eşliğinde hastaneden uğurlanan Berra ve ailesi, gökyüzüne balon bıraktı. Kutlama sırasında anne Nazlı ve baba Murat Akarsu duygusal anlar yaşadı.<br />
<br />
"Bizim için en güzel doğum günü hediyesi"<br />
Baba Murat Akarsu, kızının doğum gününde hastalığı yenmesinin kendileri için büyük bir mutluluk olduğunu belirterek, "2,5 yıldır bu zorlu süreci atlatmaya çalışıyoruz. Çok uzun ve zorlu bir süreç yaşadık. İnşallah bu mutluluğun aynısını dünyada lösemi tedavisi gören tüm çocuklarımız da yaşar. Hesaplasak böyle denk gelmezdi. Bugün kızımın doğum günü ve iki sevinci bir arada yaşıyoruz. Bizim için en güzel doğum günü hediyesini hocamız verdi" dedi.<br />
Anne Nazlı Akarsu ise, "Çok zorlu bir süreçti. Çok fazla sabır gerektiren bir süreç ama yılmadık. Başardık" diye konuştu.<br />
<br />
"Tedavi oranı oldukça yüksek başarı gösteren bir hastalık"<br />
VM Medical Park Samsun Hastanesi'nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Davut Albayrak, "Berra lösemi sürecini bitirdi. Tedavi süreci tamamlanması sebebiyle böyle bir tören yapıldı. Tedavi süreci tabii aileler için oldukça sıkıntılı ve heyecanlı bir süreç. İnsanlar tabii anne baba olduğu zaman bunun önemini anlayabiliyor. Ama lösemi hastalığı tedavi oranı oldukça yüksek başarı gösteren bir hastalık. Bu tedavi sürecini atlatan bütün lösemili hastalarımızın anne babalarının, diğer personelin heyecanını paylaşıyoruz. Diğer hastalarımız da nice böyle güzel günlere, mutlu sonuçlara ulaşsınlar istiyoruz" şeklinde konuştu.<br />
<br />
Konvoy yapıldı<br />
Berra’nın hastalığı yenmesi dolayısıyla hastane önünde düzenlenen etkinlikte Atakum Belediyesi hizmet araçları ile diğer araçlar, balonlarla süslenerek konvoy oluşturdu.<br />
Etkinliğe katılan Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel de minik Berra ve ailesinin mutluluğuna ortak oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.safakgazete.com/minik-berra-dogum-gununde-losemiyi-yendi-hastaneden-bando-ile-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://safakgazetecom.teimg.com/crop/1280x720/safakgazete-com/uploads/2026/08/minik-berra.jpg" type="image/jpeg" length="24917"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
