DOĞAL AFETLER KADER Mİ?


Şaban YILMAZ

Şaban YILMAZ

Okunma 19 Kasım 2020, 10:10

Dün doğal afetler ile ilgili yazımızın birinci kısmını yazdık.

Değerlendirdik.

Doğal afetlerle mücadele.

Afet sonrası çalışma.

Depremle mücadele.

Hepsi çok önemli.

Değerli.

Çünkü doğal afet yaşanıyor.

Bitiyor.

Yaralar sarılıyor.

Acılar diniyor.

Sonra unutuluyor.

Ne zamana kadar tekrar doğal afet yaşanana kadar.

Yazımızın bugün ikinci kısmını yazıyorum.

Bu tespitler çok önemli.

Herkesin hafızasında durmalı.

Devam edersek.

AFET SONRASI MÜDAHALE BAŞARISI, AFET ÖNCESİ SÜRECİN İYİ YÖNETİLMESİ İLE MÜMKÜNDÜR

45 saniye süren 1999 Marmara Depreminin Türkiye Cumhuriyeti’ne ekonomik maliyeti bağımsız kurumlar tarafından yapılan araştırmalara göre 20 milyar dolardır. Bu maliyet dünya üzerinde afetlerin yarattığı ekonomik etkileri açısından 6. Sırada yer almaktadır. Tüm dünyayı etkileyen pandemi sebebiyle ortaya çıkan ekonomik ve sağlık krizinin tam ortasında gerçekleşebilecek olası bir İstanbul depreminin Türkiye Cumhuriyeti’ni ciddi bir refah kaybına uğratacağı hatta beka sorunlarına dahi yol açabileceği açıkça görülmektedir. Afet ve Acil durumlarda kaybettiğimiz her vatandaşımız, yetiştirilen bir insanın, beşeri sermayemizi oluşturan nitelikli insan gücümüzü elimizden kayması kaybetmemiz dışında,yanan, yıkılan veya kullanılamaz hale gelen her türlü araç, tesis ve binalar ise büyük bir milli servet kaybı olarak karşımıza çıkmaktadır. Meydana gelebilecek afetlerden toplumun en az zararla kurtulabilmesi için gerekli teknik, yönetsel ve yasal önlemlerin afetten önce alınması; önlemenin mümkün olduğu hallerde afetin önlenmesi, mümkün olmadığı hallerde ise kurtarma, ilk yardım ve iyileştirme çalışmalarının mümkün olan en hızlı, verimli ve etkin şekilde gerçekleşmesinin sağlanması son derece önem taşımaktadır.

ELDE BULUNAN KAYNAĞI DOĞRU ŞEKİLDE KULLANMAK ÇOK ÖNEMLİ

Afet yönetimi, olayın meydana geldiği zamanı bir çizgi olarak düşünürsek afetten önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılır. Afet öncesi yönetimi de -bu bölüm risk yönetimi olarak ta adlandırılmaktadır-kendi içerisinde 2 aşamadan oluşur. Bunlar Risk ve zarar azaltma aşaması ile hazırlık aşamasıdır. Bu noktada öncelikle tehlikeyi tespit etmek, tespit edilen tehlikelerin gerçekleşmesi halinde hangi risklerin meydana geleceğini saptamak ve bu doğrultuda tedbir almak gereklidir. Bu süreçte izlenecek yol bir üçgenin üç köşesi gibidir. Tehlikeyi belirle, tehlikenin yol açacağı riski ortaya koy ve bu riskleri önceliklendir. Bütün risklere aynı anda müdahale edilemeyeceği için elde bulunan kaynağı doğru şekilde kullanmak çok önemlidir. Hazırlık olarak adlandırdığımız süreçte ise belediyelerin, yerel yönetimlerin vatandaşların kolektif şekilde hareket etmesi çok önemlidir. Her bölgenin en üst düzey kurumu, AFAD’ın belirlediği ilkeleri ve yerel yönetimin belirlediği esasları dikkate alarak çalışmalar yürütülmeli ve mutlak bir uyum içinde çalışmalıdır. Afetle mücadele topyekün bir mücadele gerektirir. Sadece kağıt üzerinde yapılacak uygulama imkanı olmayan planlamalarla afete hazırlık süreci yönetilemez. Afet gerçekleştikten hemen sonraki süreç hızla yönetilmelidir. AKUT gibi sivil toplum kuruluşlarının afetlerle mücadelede önemi artıyor.

AFETLER TOPLUMLAR İÇİN ASLA KADER DEĞİLDİR

Afetleri veya afetlerin verebileceği büyük zararlı önlemede çok başarılı adımlar atmış birçok ülke var. 9.5’le dünya tarihinin en şiddetli depremlerden birini yaşayan Şili bu afetten çıkardığı dersle depremle ilgili eğitimlerini artmış, alınacak tedbirleri detaylarıyla planlanmış ve gerçekçi senaryolarla tatbikatlar gerçekleştirerek bir sonraki 8.5 şiddetindeki depremden asgari düzeyde zararla etkilenmiştir. Afetler toplumlar için asla kader değildir. Bizler de hazırlık süreçlerini hızlandırarak üniversitelerimize zorunlu afet yönetimi dersleri koymalı ve afetlere gerçekçi bir şekilde hazırlanmalıyız. Anadolu’da bildiğimiz en yıkıcı felaketlerden biri olan 1932 Erzincan depremini örnek verecek olursak; teknolojinin ve karayollarının gelişmediği, arama kurtarma ekip ve ekipmanlarını olmadığı bir tarihte, Doğu Anadolu bölgemizin eksi 35 derecelere varan soğuğunda gerçekleşen bu deprem, olası İstanbul depremiyle bir olmayacaktır. Bu örnek; afetlere hazırlıkta gerçekçi olmanın, çağa, iklime ve coğrafyaya göre senaryo çizerek tatbikat yapmanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.  

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.