Şafak Gazetesi

TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRLERİNDEKİ SON DURUM ANALİZİ

TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRLERİNDEKİ SON DURUM ANALİZİ
Ahmet KIZILYAR
Ahmet KIZILYAR( dataposta6746@gmail.com )
20 views
14 Eylül 2018 - 0:27

İçinde yaşadığımız 21.yüzyılda gerek küresel iklim koşullarındaki değişimler gerekse artan dünya nüfusuna paralel olarak gıda ihtiyacının karşılanmasının evrensel sorun olması sebebiyle Ülkemizdeki önemi henüz tam olarak kavranmasa bile; en stratejik sektör tarım sektörü olmuştur. Burada asıl önemi arttıran konular ise; tarım politikalarının ülkelerin ekonomik ve sosyal politikaların en önemli unsuru haline getirirken, tarım sektörünün tüm dünyadaki ana hedefinin tüketime uygun, yeterli, sağlıklı, güvenilir, besleyici gıdaya erişim “arz ve gıda güvenliği gibi unsurların dahil edilmesiyle olayın boyutu büsbütün değişmiştir. Mamafih bu arada betonlaşma yerine mevcut tarım alanlarının etkin ve verimli şekilde kullanılması, hayvancılık sektörünün uluslararası rekabete uyum sağlayabilecek stratejik bir yaklaşımla ele alınması, kimyasal ürün kullanmadan üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi olan “organik tarım” uygulaması ile bütünleştirerek hadiseyi daha da belirginleştirmek; biyo-çeşitliliğin korunması ve GDO’lu ürünler karşısında geliştirilecek yaklaşımlar ışığında gerekli önlemleri zamanında almak; değişen tüketim alışkanlıkları ve ihtiyaçlar karşısında üretimi planlamak ve yönlendirmek asıl olmalıdır.

*    *     *

Bütün bunlara ek olarak, teknolojiyi daha fazla ve doğru bir şekilde kullanarak daha yüksek verim, daha kaliteli üretim için yatırım eksikliğinin giderilmesi, ülkelerin ekonomik ve sosyal çevresel ve uluslararası gelişmeler boyutunu bütüncül bir yaklaşımla ele alan örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörü oluşturmak; hayvancılık sektörü kapsamında hayvanların kendi doğalarına uygun yetiştirilmesi, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların önlenerek, halk sağlığının korunması; uygulanacak destekleme ve teşvik politikaları ile üretici gelirlerinde tam bir istikrar kazanması, güvenilir gıda arzının temini ve haksız rekabetin önlenmesi; rekabet ortamında kalıcı olabilmek için uluslararası alanda başarılı olmaya odaklanma; tarımsal besicilikle ilgili üretim verimliliğinin artışına yönelik çalışmaların hızlandırılması; akademik ve sektörel faaliyetlerin stratejik bir yaklaşımla bütünleştirilmesi; diğer bir önemli huşus ise risk faktörlerinden küresel ısınma konusunda gerekli önlemleri almak gibi önemli konular da tarımdaki sektörel gelişmeye tam olarak dahil edilmelidir.

*    *     *

Ülkemizdeki tarım ve hayvancılık sektörlerine ait tablonun incelenmesinde; en dikkat çekici konu girdi maliyetlerindeki önü alınamayan artışlara üretim koşullarındaki zorlukların da eklenmesiyle üretimin yerini üretmemenin alması. Genel profile baktığımızda daha çok borçlanarak üretim yapan çiftçinin ancak ürününü olması gereken fiyatın çok altında sattıktan sonra öderken; kazandığı paranın bir kısmını da sonraki üretim dönemine kıt kanaat bırakarak bin bir güçlükle üretimini sürdürmesi en büyük handikaplardan birisi konumunda. Öyle ki özellikle ürününün satımını müteakip tüm borçlarını ödedikten sonra kalan kısmını sonraki döneme saklayan çiftçi sayısı ise çok fazla değil. Yaklaşık Yüzde 100’e yakın dışa bağımlı olan suni gübre sektöründe dövizdeki artışa bağlı olarak fiyatlar ise sürekli artıyor. Bir taraftan da devletin Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) feragat ederek zamları tam olarak yansıtmamasına rağmen mazottaki fiyat artışı yüzde 50’ye yaklaştı. ÖTV de yansıtıldığında çiftçinin mazot alması da çok zorlaşacak. Ayrıca ithal edilen sebze tohumlarının fiyatı da dövize bağlı olarak artıyor. Elektrik zamları, işçilik maliyeti ve diğer girdiler hesaba katıldığında girdi fiyatlarındaki artış ile çiftçinin büyük zorluklarla üretip piyasaya sunduğu ürünün fiyatı aynı oranda maalesef artmıyor. Bütün bunlara karşılık nüfus artarken üretimin göreceli şekilde azalması da arz-talep dengesini bozarken; gıda fiyatlarının ciddi şekilde artmasına neden oluyor. Kısaca üretimi desteklemek yerine kolaycılığa kaçarak ithalatla ihtiyacı karşılamak; çiftçiyi üretici olmaktan çıkararak tüketici pozisyonuna getirirken; benzer yanlış politikalarla daha da çıkmaza girilerek büsbütün ithalat bağımlısı ülke durumuna geliyoruz.

*    *     *

Sonuç olarak, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hafta başında 2018’in Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan büyüme rakamlarına göre Türkiye ikinci çeyrekte yüzde 5,2 büyürken tarım sektöründe yüzde 1,5’luk daralma meydana geldi. Bu daralma hatırlatmak gerekirse 1998 yılından beri devam eden düşüşün bir devamı. 1998 yılında gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içerisindeki oranı yüzde 12,5 seviyelerinde olan tarım sektörü 2017 yılına gelindiğinde yüzde 6,1 seviyelerine kadar düştü. İşin en enteresan yönü ise 2018’in ikinci çeyreğinde de daralan sektörde ekili tarım alanlarının boyutu ve çiftçilik yapan kişi sayısı her geçen gün azalıyor. Geçmiş dönemde 2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 2 milyon 765 bin kişi 167 milyon 346 bin dekarlık alanda çiftçilik yaparken; 2017 yılında bu rakam 2 milyon 132 bin çiftçi sayısına ve 148 milyon 702 bin dekarlık tarım arazisine geriledi. Hayvancılık sektöründeki durum ise daha vahim; Artan et fiyatlarına çözüm olması için 2010 yılında başlatılan canlı hayvan ve et ithalatı 2017 yılında rekor düzeye ulaştı. Bu kapsamda 2017 yılında sığır, koyun ve kırmızı et ithalatına 1,3 milyar dolar ödendi. İthalat 2018 yılında daha da hızlandı ve Ocak – Temmuz döneminde 1,2 milyar dolara ulaştı. Canlı sığırın 1 kilosuna ödediğimiz dövizin TL karşılığı 2017 yılında 13,83 TL’den 2018 yılında 15,31 TL’ye, koyun için yaptığımız ödeme 12,73 TL’den 13,92 TL’ye, kırmızı ette ise 16,15 TL’den 18,79 TL’ye yükseldi. Görüleceği üzere ithalatın kırmızı etteki istenilen ucuzlamayı bırakın fiyatları geriletmesini yerinde tutabilmesi dahi mümkün olmadı. Ucuz et projesinin hayata geçirildiği Kasım 2017’den günümüze Et ve Süt Kurumu’nda satılan kıymanın fiyatı yüzde 20, kuşbaşı etin fiyatı ise yüzde 16 arttı. Bunun yanı sıra ithalattaki denetim aksaklıklarının sonucu olarak anlaşma kapsamında ithalatına başlanan hayvanlarda şarbon hastalığı yanında “Sığır Pasteurellozu” hastalığına bağlı olarak ölüm oranının yüksek olması da yetiştiricileri büyük zarara uğratırken, sektörde ve hayvan hastalığının ve ölümlerin artmasından endişe ediliyor. Çözüm ise belli; ithalat yerine yerli hayvanlardan oluşan sağlıklı besiciliğin Devlet tarafından yapılacak teşvik ve desteklerle tam anlamıyla daha iyi seviyeye getirilmesi.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.