Şafak Gazetesi

SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ

SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ
Ahmet KIZILYAR
Ahmet KIZILYAR( dataposta6746@gmail.com )
16 views
11 Ocak 2019 - 2:54

Kalkınma kavramına bir reform ya da yeni bir radikal bir düşünce getirilip getirilmeyeceği, amaç ve yöntemlerde ihtiyaç duyulan değişiklik ile ilişkilidir. Tüm uluslarda kalkınma kavramı gittikçe yaygın hale gelirken; yirmi birinci yüzyılda farklı aşamalardaki farklı ülkeler için kalkınmanın yetersiz olduğu açıktır. Hem zengin ve yoksul ülkeler arasındaki; hem de zengin ve yoksul gruplar arasındaki açıklık azalmak yerine daha da artmaktadır. Eğer tüm devletlerin 2050 yılında sabit nüfusa ve tatmin edici bir GSMH düzeyine ulaştığını hayal edebilirsek, dünya ekosisteminin hayatta kalma süresinin kendi kaynaklarına ve çevresel absorpsiyon kapasitesine bağlı olarak gittikçe artacağını da düşünmek durumundayız. Geleneksel kalkınma düşüncesindeki sorunlara karşı artan farkındalık, yeni sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Çevreyi koruyan kalkınma, sosyal hakları iyileştiren kalkınma gibi kavramlar yeni paradigmalar olarak açıklanmaktadır. Yeni formül, hem standart gelişme uygulamalarını eleştirenler hem de var olan gelişme kurumlarının liderleri tarafından büyük kabul görmüştür.

*     *      *

Genel anlamda sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını ellerinden almadan; şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanabildiği gelişme sürecidir. Sürdürülebilir kalkınmanın, kavram olarak tartışılmaya ve kullanılmaya başlandığı günden bu yana genellikle kabul edilen üç boyutu bulunmaktadır; bunlar sırasıyla,

-Ekonomik: Ekonomik olarak sürdürülebilir bir sistem, mal ve hizmetleri süregelen esaslara dayanarak üretebilmeli; hükümet ve dış borçların yönetilebilirliğini sürdürebilmeli, tarımsal ve endüstriyel üretime zarar veren sektörel dengesizliklerden sakınmalıdır.

Çevresel: Çevresel olarak sürdürülebilir bir sistem, kaynak temelini sabit tutmalı, yenilenebilir kaynak sistemlerinin ya da çevresel yatırım fonksiyonlarının istismarından kaçınmalı ve yenilemeyen kaynaklardan yalnızca yatırımlarla yerine yeterince konulmuş olanları tüketmelidir. Bu süreç, ekonomik kaynak olarak sınıflandırılmayan, biyolojik çeşitlilik, atmosferik denge ve diğer ekosistem işlevlerinin korunmasını da içermelidir.

Sosyal: Sosyal olarak sürdürülebilir bir sistem, eşitlik dağılımını; sağlık ve eğitim, cinsiyet eşitliği, politik sorumluluk ile katılımı içeren sosyal hizmetlerin yeterli düzeyde gerçekleştirilmesini sağlamalıdır.

*     *      *

Bu üç alanın her biri genel olarak birer sistemi açıklamaktadır: ekonomik sistemler, çevresel sistemler ve sosyal sistemler, bunların her biri kendi mantığına sahiptir. Bu sistemleri bir bütün olarak analiz etmek mümkün değildir. nsan toplumunun bir parçası olan ve desteğine ihtiyaç duyan toplam sistem, çok sayıda alt sistemden oluşmaktadır. Bunların tümü doğru bir şekilde işleyememektedir ve eğer bireysel alt sistemler doğru şekilde işlemezlerse sürdürülebilir ve geçerli olmayacaklardır… Sürdürülebilir kalkınma toplam sistemler kadar alt sistemlerde de geçerli olursa mümkün olacaktır. Sürdürülebilir kalkınmanın yönü belirsiz olmasına karşın, toplam sistemin ve her bir öğesinin geçerliliği hakkında esas ve güvenilir bilgi sağlayacak göstergelerin tanımlanması, temel alt sistemlerin belirlenmesi gerekmektedir. Günümüzden 21. yüzyılın ortalarına kadar olan dönem, büyük olasılıkla kaynaklardaki ve çevredeki bozulmaların en üst düzeyde olduğu; uluslararası topluluklardaki politik etkilere, ekonomik potansiyele ve nüfusa ilişkin düzenlemelerin yapıldığı bir süreç olacaktır… Eğer

dünya genel bir afet olmadan şimdiki nüfusun iki katını taşıyabilirse, endüstrileşmiş olan her biri 1.5 milyara yakın nüfuslu iki ülkeye sahip olacağız: Hindistan ve Çin. Bu, her bir ülke için, Birleşik Devletlerin nüfus düzeyinden tahmini 5 kat fazla olacaktır. Her bir ülkenin gelecek yüzyılın ortası itibariyle o zamanki mevcut endüstriyel ve tarımsal tekniklere hakim olmaları gerekmektedir. Benzer şeyler Asya ve Latin Amerika’nın diğer büyük ülkeleri için de söylenebilir… Böylece, günümüzden 2050 yılına kadar olan dönemde, bir yandan kaynaklardaki bozulmalar en üst düzeyde olacak, diğer yandan, dünyada yeni endüstriyel bir güç girişi yaşanacaktır.

*     *      *

Sonuç olarak, genellikle gelişmekte olan ülkeler açısından burada asıl sorun kaynak yaratma ile kaynak kullanımı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle finansal kırılganlıkların yoğunlaştığı dönemlerde bu problem bahsedildiği gibi yine iki yönlü olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki kalkınma teorisi, belirtildiği gibi, daima analitik olarak olumlu olduğu kadar kuralcı bir yapıya da sahiptir. Bugün, modern teknoloji ile geleneksel aklın birleştirildiği; ancak ekonomik, politik ve sosyal teorilerdeki geleneklerin ihmal edildiği yeni güçlü bir görüşe ihtiyaç duymaktayız. Özetle belirtmek gerekirse; doğal çevre ile el ele yürüyen bir endüstri yapısı, gelişmiş veya gelişmekte olan tüm ülkeler için tartışmasız gereklidir. Ekonomik anlamda kalkınırken, dünyayı ve gelecek nesilleri bekleyen çevreyle ilişkin tehlikelerle ilgili ciddi bir farkındalık geliştirilmesi de zorunlu olmaktadır. Bu anlamda sürdürülebilir kalkınma kavramı, söz konusu farkındalığı yaratmada ve yaymada önemli şekilde stratejik bir role sahiptir. Doğal kaynak kullanımının doğurduğu çevresel maliyetlerin azaltılmasından, yoksulluğun etkilediği coğrafyalardaki insani kalkınmışlığa kadar çok geniş bir yelpaze içerisinde değerlendirebileceğimiz sürdürülebilir kalkınma kavramı, bu nedenle günümüz ve gelecek ekonomileri için yol gösterici bir niteliğe sahiptir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.