Şafak Gazetesi

EKONOMİ CEPHESİNDE ÇİFT RAKAMLI ENFLASYON ATAKTA BULUNMAK ÜZERE BEKLEMEDE!

EKONOMİ CEPHESİNDE ÇİFT RAKAMLI ENFLASYON ATAKTA BULUNMAK ÜZERE BEKLEMEDE!
Ahmet KIZILYAR
Ahmet KIZILYAR( dataposta6746@gmail.com )
0 views
15 Mayıs 2019 - 0:50

Öncelikle belirtmek gerekir ki TCMB rezervlerindeki göreceli şekildeki döviz açığına karşın Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) iptal kararı öncesi dolar kurunda 6 TL seviyesini döviz satarak rota belirlemeyi savunan kamu bankalarının, iptal kararından sonra geçen hafta yine yüklü satışlar yapmaya devam ettikleri görülüyor. Gelen son haberlere göre de bizatihi döviz piyasasında oyuncu olan bankacılar ve uluslararası aracılar, aynen “Ankara’da adını vermek istemeyen yetkililer” gibi yaptıkları bilgilendirmeye göre; diğer tanımla ‘broker’lar YSK’nın iptal kararını izleyen geçen hafta içinde 4.5 milyar dolarlık bir satış gözlemiş. Diğer ajanslar da bunu teyit eden haberlerle doğruluyor. Anlaşılır o ki Ankara bir süredir faizde olduğu gibi dövize de “arka kapı” yöntemleri ile satış yaparak müdahale ediyor. Bu bahse konu “Arka kapı” yöntemi ise; Kamu bankaları, piyasada döviz satarak döviz kurunun belli bir kur bandında kalmasını sağlamaya çalışıyor. Alıcı ile satıcıyı karşılaştıran döviz aracıları üzerinden satış yaparak. Bunu taraflar dışında, yani gerçekte bu dövizi satanın kamu bankası olduğunu görebilen alıcı taraf ile uluslararası döviz taciri aracı kuruluşlar dışında kimse görmüyor. İç piyasada ise dışarıdan kurların seviyesine bakan diğer banka, yatırımcı, şirket ya da tasarrufçu bireyler döviz kurlarının piyasa koşullarında serbestçe oluştuğunu zannediyor. Diğer taraftan da iktidar gazeteleri “Vatandaş 3 milyar dolarla oyunu bozdu” başlıklı haberler yapıyor; döviz hesaplarındaki azalışı göstererek. Durumdan haberi dahi olmayanlar, “vatandaş döviz bozdurdu, kur düştü” sanıyor. Beklentileri açıkça manipüle etme ya da algı yönetimi çabası var. Ama durum öyle değil. TL mevduatta artış yok, aksine azalış var. Döviz hesabındaki düşüş TL’ye dönmek yerine hesaptan çekiliş ya da yurtdışına transfer pozisyonunda beklemede.

*      *      *

Burada dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası müdahale edebilir mi? Sorusuna yanıt ise; Evet! Merkez Bankası bir kur hedefi bulunmamasına rağmen, döviz kurundaki ani hareketliliklerin ve iktisadi temellerden belirgin şekilde kopmaların fiyat istikrarına ve finansal istikrara tehdit oluşturabileceği durumlarda, döviz arz ve talebini etkileyen bu unsurlardan bazılarına yapacağı müdahalelerle döviz kurunu değiştirmeye yönelik etki yaratabilir. Bunun yanında Merkez Bankası, döviz piyasasında yapacağı işlemlerle döviz kuruna doğrudan müdahalelerde de bulunabilir. Ancak kamu bankası eliyle arka kapıdan müdahale etmekle doğrudan Merkez Bankası eliyle müdahale etmek arasındaki fark ise çok büyük; kamu bankaları eliyle döviz satmak döviz rezervi eritmekten başka bir işe yaramaz. Merkez Bankası’nın doğrudan döviz satarak müdahalesi ise sinyal etkisi ile

reel anlamda daha güçlüdür. Bu arada eğer Merkez Bankası para politikasında yeterince sıkı değilse onun da kaderi rezerv eritmekten öte bir işe yaramaz. Örneğin geçtiğimiz yıllarda Ocak 2014’te kendi parasının koruma kalkanını, faiz artırımına karşı çıkıldığı o dönemlerde yani faizini yükseltmeden döviz satışına girişen Merkez Bankası’nın totalde 3 milyar dolarlık rezerv eritmesi ve günün sonunda döviz kurunu 1 kuruş oynatamamasıdır. Tarihin en başarısız döviz müdahalesi olarak kayda giren bu manevradan sonra, o dönemde Para Politikası Kurulu’nun toplanarak faizlerin 5 puan artırılması kararı çıkarılmıştı.

*      *      *

Aslında başarısız döviz müdahaleleri kendini besleyen bir döngüye de sahiptir. Döviz sattıkça kendi parasının değer kaybını koruyamayan otorite, döviz rezervi eritir. Bu da yeni bir endişe kaynağı olur; “ülkenin rezervleri bitiyor” denilerek durum daha da derinleşir. Bugünlerde, Türkiye’de gece yarısı iken, Asya’da sığ piyasa koşulları altında kamu bankaları eliyle böyle yüklü bir satışla dolar kurunu 15 kuruş ancak düşürebilme tablosu bile kötü bir sinyal ortaya çıkarıyor. Ankara, dövize olan talebin ne kadar yüklü olduğunu, rezerv erittiğini herkese göstermiş oluyor. Bunun kanıtı ise 2019 yılbaşından itibaren

Türkiye’de yerleşik yurttaş ve şirketlerin döviz hesapları kabaca 20 milyar dolar artarken, bu artışı karşılayacak kadar ülkeye belirgin bir sermaye girişi olmadı. Yine aynı dönemde kamu bankalarının düzenli olarak belli kur seviyelerini savunur biçimde yüklü döviz satışı yaptıkları bankacılar tarafından izleniyordu. Seçim öncesi hafta Merkez Bankası’nın net döviz rezervlerindeki hızlı düşüşle, bu satışların döviz tedarikinin Merkez Bankası’nca yapıldığı anlaşıldı. Banka ısrarla bu konudaki soruları yanıtlamadı. Enflasyon Raporu sunumu sırasında da bu konuda rapor metnine açıklayıcı bir kutu konulduğu, yanıtların orada olduğu bizatihi Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya tarafından açıklandı. Ancak bunun bir göz boyama olduğu ortaya çıktı; kutuda, sadece genel geçer rezerv politikası konusunda bir metin yerleştirilmiş ti. Yani aranan yanıt yoktu.

*      *      *

Sonuç olarak, bu şartlarda TL.yi döviz satarak korumak mümkün olmadığı gibi sadece rezerv stoklarını eritmekle kalınır ki, Bu da eninde sonunda bizlerin öteden beri tartışma konusu yapılan IMF’nin kapısını çalmamıza sebebiyet verir. Yine belirtiyorum; ihracata dönük yüksek katma değerli ileri teknoloji üretemediğimiz sürece bu badireden kurtulmamız mümkün değil. Arka palanda ise kurdaki bu yükselmeler ithalat bağımlısı olduğumuz tüm girdi fiyatlarını A den Z ye etkilediğin den çekirdek enflasyon dahil başta ÜFE ve TÜFE enflasyonunu çift rakamda tutuyor. O nedenle önümüzdeki aylarda çift rakamda seyreden enflasyonu düşürebilmek reel anlamda hayal ürününden başka bir şey olmaz. Açıkçası çift rakamdaki pozisyonunu koruyan enflasyon şu anda pusuda bekliyor. Önümüzdeki aylarda eşel mobil sisteminin bırakılması ile her an atağa geçebilir.Hele hele merkezi yönetim bütçesindeki mevcut açığın şu anda öngörülenden daha fazla olduğu ve bütçenin öngörülemeyen durumlara karşılık kârdan ayrılan para niteliği taşıyan “ihtiyat akçesi” ile desteklen mesi ihtimalinin ortaya çıkması ise oldukça sıkıntılı bir durum. Bu miktar da 2018 yıl sonu itibarıyla TCMB bilançosunda ihtiyat akçesi 27.6 milyar TL tutarında. Ekonomistler, iç tüketimdeki yavaşlama, ekonomideki daralmanın ve seçim nedeniyle gündeme gelen bazı uygulamaların etkisiyle bütçede öngörülenden kötü bir tablonun gündemde olduğunu, tek seferlik gelirlerle bütçenin desteklendiğini vurguluyorlar. Mutlak şekilde TCMB rezervlerini güçlendirecek ek önlemlere ihtiyaç var. Bunun yolu da olmazsa olmaz kabilinden geniş kapsamlı üretimden geçiyor.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.